Mağusa İnsiyatifinin gündeminde Maraş var

Mağusa İnsiyatifinin gündeminde Maraş var

Mağusa İnisiyatifi, 2019 yılına girerken Mağusa kentinin acil sorunları ve inisiyatifin öngördüğü iki toplumlu çalışmalarla ilgili kamuoyunu bilgilendirme toplantısı düzenledi.

KTÖS’te yer alan basın toplantısında dört ana konuya dikkat çekilerek, Maraş kentinin 44 yıldır çürümeye terk edilmiş halinin birçok hastalığa davetiye çıkardığı vurgulandı.

Toplantıda, bir an önce Maraş’a uzman mühendislerin girip durum değerlendirmesi yapması ve mevcut beton binaların yanında fauna ve floranın ne durumda olduklarının saptanması ve çalışma yapılmasının gerektiği de kaydedildi.

İNCE: “ARA BÖLGEDE HAFTANIN BİR GÜNÜ İKİ TOPLUMLU ESNAF ÇARŞISI”

Kıbrıs Türk Ticaret Odası eski Başkanı da olan inisiyatif aktivistlerinden Hasan İnce konuşmasında, Mağusa- Derinya yolunun açılmasıyla beraber bölgede doğacak yeni fırsatları hayata geçirmek için ara bölgede pazar kurulması konusuna değindi.

Derinya geçiş noktasının açılmasından dolayı aktif rol oynayan bir kent oluşumu olarak öncelikle atılan bu adımı önemsediklerini belirten İnce, geçiş noktalarının uzun dönemde toplumlararası güven ve iş birliğine olumlu katkı sağladığının görüldüğünü kaydetti. 

Bazı çevrelerin geçiş noktalarına yönelik olumsuz tavırlarının dikkatlerinden kaçmadığını dile getiren İnce, adil, yaşayabilir bir gelecek için güven arttırıcı uygulamaların arttırılması gerektiğini belirtti.

Karşılıklı anlayış ve iş birliğinin gelişmesine olanak sağlayacak adımların, adada BM kriterlerine uygun bir çözümü kolaylaştıracağının açık olduğunu dile getiren İnce, son dönemde gelişmeleri yakından takip etmekle beraber, iki liderin; federal bir çözümü gerçekleştirme sorumlulukları olduğunu hatırlattı.

Mağusa İnisiyatifi’nin Derinya kapısının açılmasıyla birlikte iki toplum arasında iş birliği ve güven ortamının geliştirilmesi ve yerel ekonominin desteklenmesi amacıyla yeni adımlar atılması için çalışmaya devam ettiğini söyleyen İnce, İnisiyatif’in bir dizi temaslar yaparak Derinya geçiş kapıları arasında kalan BM kontrolündeki ara bölgede haftanın bir günü iki toplumlu ‘Esnaf Çarşısı’ oluşturulması için çalışma başlattığını kaydetti.

Ara bölgede kurulacak Pazar yerinden Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan ve Kıbrıs’ın güneyine geçemeyen tüm insanların da faydalanabileceklerini dile getiren İnce, projenin işleyişiyle ilgili de şu bilgileri paylaştı:

“Derinya geçiş kapıları arasındaki BM kontrolünde bulunan ara bölgede kurulacak satış noktalarında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum satıcılar kurulacak tezgahlarda mallarını teşhir edip satışa sunacaklar. Burada satılacak ürünler Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Güney ile Kuzey arasındaki ticareti düzenleyen kurallar çerçevesinde yapılacak ve gümrük noktalarında denetlenecek.”

CAN: “KANALİZASYON SORUNU GELECEĞİ TEHDİT EDİYOR 

Daha sonra konuşan Yüksek Mimar Esra Can, Gazimağusa Belediyesi hudutlarındaki kanalizasyon sorununun geleceği tehdit ettiğini kaydetti ve bu konu üzerinde durdu. 

Mağusa halkının sağlığı ile daha fazla oynanamayacağını dile getiren Can, “Mağusa’nın 2008 yılında Avrupa Komisyonu’nun Kıbrıslı Türklere Mali Yardım Programı kapsamında “Kanalizasyon Şebekesi ve Atık Su Arıtma Tesisi” projelendirilmiş ve 2009’da ihale yoluyla inşaatlar başlamıştır. Bu kapsamda, Atık Su Arıtma Tesisi 2012 yılında tamamlanarak Gazimağusa Belediyesi’ne devredilmiştir” şeklinde konuştu.

2012 yılında sorunsuz şekilde tamamlanmış olması gereken ancak basına da yansıdığı üzere halen hukuki süreci devam eden sebepler nedeniyle sorunlu şekilde Gazimağusa Belediyesi tarafından zorunlu olarak devralınan kanalizasyon sisteminin, halk sağlığını ve çevreyi her geçen gün daha fazla tehdit ettiğini belirten Can, Mağusa halkının beklentisinin, bu durumun bir an önce son bulması ve Avrupa Komisyonu ile ilgili müteahhidin arasında ortaya çıkan ihtilaftan bağımsız olarak, sistemin bir an önce sorunsuz şekilde çalışır hale getirilmesi olduğunu kaydetti.

Can sözlerine şöyle devam etti: 

“18/2012 sayılı Çevre Yasası gereği Mağusa Kenti’nin atık su toplama ve arıtma tesisi bulundurma zorunluluğu vardır. Bildiğimiz kadarıyla, Avrupa Komisyonu, Gazimağusa Belediyesinin desteğiyle hazırladığı bir tamirat (yenileme) projesini ihale etmiştir. Halihazırda gecikmiş olan bu tamirat (yenileme) sürecinin de Belediye yönetimi tarafından yavaşlatılarak sürüncemede bırakıldığı hissiyatımız oluşmuştur. Böyle bir durum ne anlaşılabilir ne de kabul edilebilirdir. Mağusa halkının sağlığı ve çevrenin korunması her zaman öncelikli olmalı, Mağusa halkının ve dolayısı ile İnisiyatifimizin beklentisi olan sorunsuz çalışan bir kanalizasyon sisteminin daha fazla vakit geçirmeden sorumlu tüm kurum ve kuruluşların tam iş birliği ile kullanıma sunulması gerekmektedir.” 

AKBİL: “SÜRECE DAHİL OLMAYI TALEP EDİYORUZ” 

Yüksek Mimar Emre Akbil de, “Kentin İmar sorunu ve 2019 Yılı içinde hazırlanacak İmar Planı” ile ilgili görüşleri aktardı.

Emirname ve İmar Planı süreçlerinin bugüne kadar gayrimenkul ve inşaat sermayesinin baskısı altında geliştiğini gözlemlediklerini dile getiren Akbil, yayınlanan emirnamenin kontrolsüz büyüyen ilgili sektörlerin bırakacağı kalıcı etkiyi imar planı çıkıncaya kadar görece sınırlandırmakta olduğunu kaydetti. 

Toplumu ve türlerin habitatlarını görmezden gelebilecek imar planı süreçlerine toplum, çevre ve kent için dahil olmayı talep ettiklerini vurgulayan Akbil, Akdeniz kimliğini biçimlendiren birçok kültürün ortak yurdu Mağusa’nın, ekolojik ve kültürel eşikleri iktidar ve sermaye ortaklığına terk edilemeyecek kadar önemli olduğunu vurguladı.

Göllerin, sahilin, kültürel mirasın etrafında biçimlenecek ortak bir Mağusa için imar planı sürecine sahip çıkacaklarını dile getiren Akbil, ana hatları ile taleplerini şöyle sıraladı: 

“1. İmar planı sürecinde merkezi yönetim tarafından oluşturulması planlanan

‘Üst Kurul’ içerisinde meslek örgütleri, ekonomik örgütler ve bazı devlet kurumlarının olacağı dile getirilmiştir. Özelde bu üst kurul içerisinde, genelde ise tüm imar planı süreci içerisinde; kentin sağlıklı gelişimini amaç edinen çevre ve yerel örgütlerin de olmasını, sürecin katılımcılık çerçevesinde sonuçlanması adına gerekli görüyoruz. 

2. Mağusa kıyı şeridi toplumun kullanımında olacak şekilde askersizleştirilmelidir. Bu süreçlerde ilgili bölgelerdeki kültürel, sosyal, ekolojik çalışmalar yapan kişi ve örgütlerin görüşleri de hesaba katılmalıdır. Sadece sermayenin kullanımına değil, kentte yaşayanların sosyal, kültürel, ekolojik kaygılarına da hitap eden kamusal kıyı şeridi istiyoruz.  

3. Konut halen imarın en az %70’lik kısmını oluştururken konut politikalarından soyutlanmış imar planının başarılı olması mümkün değildir. Sırt sırta, omuz omuza (bitişik nizam), üst üste gelişen mimari tipoloji çeşitliliğini barındıracak imar araçları geliştirilmesini öneriyoruz. 

4. Kent dokusunu tahrip eden spekülatif konut üretimine alternatif, yerel yönetimlerin ve kooperatiflerin sosyal konut pratiklerine imkân tanıyacak konut bölgelerinin oluşturulmalı, mevcut konut stoku hesaba katılarak öncelikli olarak mevcut konut stokunun eritilmesi hedeflenmelidir. Bu yönde destekleyici ve düzenleyici politikalar geliştirilmelidir.

5. Akdenizli dar sokak, avlu ve meydan örgütlenmesini sağlayacak imar araçları geliştirilmesi, kent yoğunluğun ölçeksiz yükselerek ve yabancılaşarak değil çevreye uyumlu ve sokak yaşamını özendirecek şekilde gelişmesi sağlanmalıdır. Plan içerisinde, kentlilerin iletişim kurduğu alanlar olan meydanlar, yeşil alanlar ve kent parkları gibi kamusal alanlar korunmalı ve mümkün olduğunca çoğaltılmalıdır.

6. Gelecekte oluşacak gıda güvenliği sorunlarına karşı tarım arazilerine yayılan site yapılaşmasının durdurulmalıdır. 

7. Göllerin ve delta ekosistemi içine yayılan üniversite, konut ve kültürel binalar vb. gibi gelişmeler durdurulmalıdır.

8. Özellikle Mağusa Suriçi bölgesi ve turizme kazandırılması planlanan tüm bölgelerde oluşacak insan sayısı artışı ve buna bağlı olarak yaratılacak atık konusunda çözümler yaratılmalıdır. Ekonomik gelişme ile yaratılacak dışsallıklar konusunda yatırımcılar çözümlerle ilgili olarak da sorumluluk almalıdır.” 

TÜMER KONSERVASYON PROJELERİNİ ANLATTI

Doç. Dr. Ege Uluca Tümer de konuşmasında, Mağusa Suriçi’nde durma noktasına gelen UNDP/AB konservasyon projeleri, projelere taş temin sorunu ve surlardaki mazgalların durumu hakkında bilgi verdi.

Avrupa Birliği finansmanı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın teknik desteğiyle, Kültürel Miras Teknik Komitesi’nin Mağusa Surları’nda ve 4 Ortaçağ kilisesinde yürüttüğü konservasyon çalışmalarının önemli bir kısmının tamamlandığını dile getiren Tümer, Othello Kalesi, Çifte Mazgallar (Martinengo Burcu), Akkule (Ravelin) Kara Kapısı, Deniz Kapısı ve Canbulat Burcu arasındaki deniz surları, Orta Çağ eserleri olan St. Mary Kilisesi, Karmelit Kilisesi, St. Anne Kilisesi ve Tabakhane Camisi’ndeki konservasyon çalışmalarının, 2015 yılından bugüne kadar, yaklaşık 4 milyon Euro harcanarak gerçekleştirildiğini anımsattı.

Kültürel Miras Teknik Komitesi temsilcilerinin, söz konusu yapıların dışında, ileriki yıllarda Canbulat Burcu, Diamante Burcu, Mağusa Türk Gücü Sahası’nı çevreleyen surlar, Deniz Kapısı, Liman içerisinde bulunan tarihi Kemerli Geçit ve diğer eserlerde çalışma yapılmasının planladığının çeşitli ortamlarda yazılı ve sözlü olarak beyan edildiğini kaydetti.

Bugüne kadar süregelen çalışmaların gerçekleşmesinde kullanılmış, alandaki yıkılmış yapılardan elde edilen çıkma taş stokunun sonuna gelindiğini dile getiren Tümer, 2014 yılında, çeşitli taş ocaklarında sürdürülen test çalışmaları sonucunda tespit edilen ve Mağusa’daki çalışmalarda kullanılmaya uygun bulunmuş taş kaynağı olarak, Mağusa Serbest Liman Bölgesi içerisinde yer alan tek işletilebilir durumdaki tarihi taş ocağının ivedilikle faaliyete geçirilmesi zorunluluğunun ortaya çıktığını belirtti. 

Konunun, sadece Kültürel Miras Teknik Komitesi projelerini değil, Mağusa’daki tüm kültürel miras yapılarının geleceğini yakından ilgilendirdiğini dile getiren Tümer, son dönemde Canbulat Burcu ile ilgili açılan ihalenin sırf bu yüzden iptal edildiğini söyledi. 

Tümer, söz konusu taş ocağının kullanımı ile ilgili olarak taş ocağı işletmesi talebinin acilen değerlendirilmesini ve ileriki birkaç ay içerisinde karara bağlanarak Mağusa’daki eserlerin restorasyonunda kullanılacak taş kaynağı sorununa sadece günümüz ihtiyaçları için değil, uzun vadeli ihtiyaçlar da göz önünde bulundurularak kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm geliştirilmesini talep ettiklerini kaydetti.

Ayrıca, Mağusa Surları’ndaki Mazgalların kullanılması ile ilgili olarak bazı girişimlerin söz konusu olduğu bilgisinin taraflarına ulaştığını dile getiren Tümer, bu mazgalların, Mağusa Surları’nın günümüze kadar bilimsel olarak incelenmemiş ve surlarla ilgili en önemli tarihlendirme bilgilerinin mevcut olduğu düşünülen kısımları olduğunu belirtti 

Buraların gerekli bilimsel çalışmalar yapılmadan kullanıma açılması, ya da bilimsel ve uzman ekiplerin hazırladığı projeler oluşturulmadan onarım çalışmalarının yapılmasının uygun olmadığını söyleyen Tümer, sözlerini şöyle tamamladı:

“Böyle bir tutum surlar ile ilgili çok değerli bilgilerin yok olmasına sebep olabilecek, ehil olmayan kişiler tarafından yapılan onarım çalışmaları bu mekanlara büyük zararlar verebilecektir. Mazgalların şeffaf olmayan süreçlerle tüzel kişilere kiralanması ve gerekli bilimsel çalışmalar yapılmadan usule uygun olmayan bir şekilde onarımlarının gerçekleşmesi ile ilgili her türlü girişimi reddediyor ve bu konunun takipçisi olacağımızı beyan ediyoruz.”

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER