banner22

Sendikal Platformdan “İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması”na karşı mücadele kararı

Sendikal Platformdan “İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması”na karşı mücadele kararı
banner30

Sendikal Platform, KKTC ile Türkiye arasında imzalanan “İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması”nın “siyasi içerikli bir dayatma olduğunu” savunarak, anlaşmaya karşı her türlü mücadelenin verileceğini bildirdi.

Platforma üye sendikalar adına yapılan ortak yazılı açıklamada, “Ülkemiz satılık değildir, kabul etmiyoruz ifadelerine yer verildi.

Ortak açıklamada şunlara yer verildi: 

“UBP-HP Hükümeti tarafından para ve koltukta kalma uğruna adada oluşturulan statükonun ve bölünmüşlüğün devamını hedefleyerek, Türkiye ile imzalanan ‘İktisadi ve Mali İşbirliği Antlaşması’ tamamen siyasi içerikli bir dayatmadır. Buna göre; 

Toplu İş Sözleşmeleri Maliye Bakanlığı’nın onayına bağlandığı için toplu sözleşme hakkı gasp ediliyor.

Özel sektörde sendikalaşma için hiçbir çalışma yapılmazken, Toplu Sözleşme Grev ve Referandum Yasası’nda değişiklik yapılarak toplu sözleşme düzeni ortadan kaldırılıp çalışanların hakları gasp ediliyor. 

İstihdam politikalarına kısıtlama getirilerek, kamunun ihtiyacı olan personel sayısı, emekli sayısı ile engellenip, gençlerimiz göçe zorlanıyor.

Maaşlar hariç yüzde 10 kesinti yapılarak, emekliler, çalışanlar ve tüm üretici kesimler fakirleştiriliyor.

Hayat Pahalılığı ödeneğinden yüzde 2 kesintinin yanında 2020 yılı için hayat pahalılığı ödeneğinin kaldırılmasına zemin yaratılıyor. 

Belediyeler birleştirilip, halkımızın alacağı hizmetler ve belediye çalışanlarının geleceği belirsizliğe sürükleniyor. 

Artan nüfusla birlikte öğretmen ihtiyacı ortada dururken ve yüzlerce işsiz öğretmen varken yanlış bilgilerle öğretmenler itibarsızlaştırılıp, çocuklarımıza verilen eğitimin niteliği düşürülüyor. 

Toplumun malı olan kooperatifler ya kapatılıyor veya özel bankaya dönüştürülüyor.

Kooperatife ait işletmeler elden çıkarılıyor ve özelleştirme adı altında yandaşlara peşkeş çekiliyor.

Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu parçalara ayrılıp, özelleştirme adı altında yandaş sermayeye peşkeş çekiliyor. 

Limanlar özelleştirme adı altında peşkeş çekiliyor. Liman İşçileri Şirketi kapatılıyor.

Telefon Dairesi yandaş sermayeye peşkeş çekiliyor. 

Eğitimin temel ihtiyaçları ortada dururken İlahiyat okulunun geliştirilmesine öncelik verilerek, anayasa ve yasalara aykırı olarak, bilimsel, demokratik, laik eğitim kaldırılıp gerici eğitim dayatılıyor.

‘Göç Yasası’nı ortadan kaldırmak yerine, uygulamaya devam edilerek çalışanlar daha da fakirleştiriliyor.

Dini faaliyetlere 3,5 milyon TL, TC’nin Kıbrıs’ta kurdurduğu derneklere, sendikalara 5,5 milyon TL verilirken, eğitim, sağlık ve kültür faaliyetlerine TC Elçiliği’nin onayı koşulu ile komik rakamlar veriliyor. 

Demografik yapı değiştirilerek toplumsal mülklere, kurumlara el koyarak Kıbrıslı Türkler azınlık durumuna düşürülüp çaresizliğe mahkûm edilerek, siyasi iradeleri Türkiye’den atanan memurlarla gasp ediliyor. 

Ülkemiz Satılık Değildir! Kabul Etmiyoruz!”

FELEK
DEV-İŞ Başkanı Hasan Felek hazırlanan İktisadi ve Mali İş Birliği Antlaşması’nın Kıbrıs Türk toplumunu yok oluşa sürükleyeceğini ifade etti.
Hazırlanan protokolde 1986 tarihli Grev, Referandum ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası’nın değiştirilmeye çalışılıp, Toplu İş Sözleşmeleri yapılırken Maliye Bakanlığı’nın beğenmediği maddeleri çıkarabilmesinin sağlanmaya çalışıldığını kaydeden Felek, böylesi bir anlayışın ne hukuka ne de demokrasiye sığdığını söyledi.
Protokolde, her “TİS bitiminde kazanılmış sosyal hakların sıfırlanması” hükmünün yer aldığını da hatırlatan Felek, yıllar içinde çalışanlar tarafından kazanılmış hakların sıfırlanmasının sendikalar için bir risk, kaos ortamı oluşturacağını, ayrıca iş huzuru ve verimliliğinin azalacağını belirtti.
Hazırlanan protokolde tüm çalışanlar için özel sektör kölelik koşullarının geçirilmeye çalışıldığını savunan Felek, asgari ücret konusunun da artık gıda endeksi, tüketici fiyatları endeksi vb. bilimsel verilere dayandırılarak belirlenmesi ve “tiyatro oyunu” oynanır gibi olmaktan çıkarılması gerektiğini ifade etti.
GÜRÖZ
KOOP-SEN Başkanı Mehmet Ali Güröz, kooperatifler ve Kooperatif Merkez Bankası’nın özerk yapılar olması gerekmesine rağmen, 1984 yılından beri atanan kayyumlar ve siyasilerin işgali altında olduğunu savundu.
Bu konuda sendika olarak üç kez dava açtıklarını, bunların düşürüldüğünü, imza kampanyası başlattıklarını ve siyasi baskılar nedeniyle 34 imzanın 35’e çıkarılamayıp bundan da sonuç alınamadığını kaydeden Güröz, Kooperatif iştiraklerinin özerk yapıyla devam ettiğini ve Kooperatif Merkez Bankası’nın bunlara bir kuruş katkısı bulunmadığını anlattı.
Banka yönetiminin profesyonelleştirilmek istenmesinin devletin yüklü miktarda maaş ödemesi anlamına geleceğini söyleyen Güröz, Kooperatif Merkez Bankası’nın Fasıl 114 Kooperatif Şirketler Yasası’ndan çıkarılmasının da “bankanın satılacağı” anlamına geldiğini ve 166 hissedarın onayının alınmadan bunu yapmanın mümkün olamayacağını iddia etti.
Bankada tüm KKTC genel mevduat oranının yüzde 30’unun bulunmasından dolayı birilerini rahatsız ettiğini ve burada birilerinin gözü olduğunu ifade eden Güröz, Kooperatif Şirketler Mukayyitliği’nin de gerekli istihdamları sağladığını ve denetim görevini eksiksiz yerine getirmeye devam ettiğini söyledi.
SOYSAN
TEL-SEN Başkanı Tamay Soysan, Telekomünikasyon Dairesi’nin yeniden yapılandırma adı altında, bir takım algı operasyonlarıyla adeta “pazar malı” gibi satılmak istendiğini söyledi.
Telekomünikasyon Dairesi’nin tüzel kişilik kapsamında, kâr amacı gütmeyen, kamu yararına hizmet veren, insan ve toplum faydası odaklı yatırımlar gerçekleştiren bir kurum olduğunu dile getiren Soysan, 126 bin aboneye sahip kurumu korumanın sadece sendika ve çalışanların değil devletin de bir görevi olduğunu belirtti.
Soysan, yeni bir yapılandırma yapılacaksa bunun adının “özelleştirme” veya “yap-işlet-devret” olmaması gerektiğini, özelleştirmenin getirdiği acı sonuçların daha önce Sanayi Holding, Ercan Havalimanı, Kıbrıs Türk Petrolleri’nde görüldüğünü ifade etti.
Soysan, Telekomünikasyon Dairesi’nin eritilmeye çalışıldığı gibi KIB-TEK’in de eritilmeye çalışıldığını savundu.
EYLEM
KTOEÖS Başkanı Selma Eylem de konuşmasında, 47/2010 sayılı “Göç Yasası”nın devamının, kurumların tahakküm altına alınmasının ve TC’den görevlendirme öğretmen ve uzmanların Adada görev yapmalarının öngörüldüğünü belirtti ve söz konusu protokoldeki okulların OECD kriterlerine göre düzenlenmesiyle ilgili maddeleri eleştirdi. 
“Nüfusun kaç olduğunu bilmeden sınıflardaki öğrenci sayısını OECD kriterlerine göre nasıl hesaplayacaksınız?” sorusunu soran Eylem, “Öğretmen maaşlarında OECD kriterlerini yakaladık mı, eğitim yatırımlarında OECD kriterleri yakalandı mı?” ifadelerini kullandı.
Türkiye’deki gerici-piyasacı dönüşümün KKTC’de de yaratılmak istendiğini savunan Eylem, TC’de bir milyondan fazla çocuğun tarikatların esiri olduğunu, ders ve ders kitaplarındaki dini ifadelerle Türk-İslâm sentezci sorgulamayan bireyler yetiştirmeye çalışıldığını iddia etti.
Eylem, bu şekilde TC’de sağlıklı nesiller yetiştirilmesinin mümkün olmadığını kaydederek, aynı gömleğin şimdi de KKTC halkına giydirilmeye çalışıldığını savundu.
KİŞMİR
BASIN-SEN Başkanı Ali Kişmir ise son günlerde kamuoyunu meşgul eden “Tiyatroya sansür” konusunun Sendikal Platform ve üye kuruluşları da rahatsız ettiğini belirterek, yasakçı zihniyete karşı olduklarını söyledi.
Sanattan rahatsız olanların aslında sistemin ve düzenin ifşa edilmesini istemeyenler olduğunu belirten Kişmir, “Bizler gerçek anlamda sanat yapan sanatçı ve aydınlarımızın yanındayız” ifadelerini kullandı.

Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2019, 15:19
YORUM EKLE
banner21
SIRADAKİ HABER

banner24

banner25