TABİPLERİ BİRLİĞİ AS BAŞKANI KÖROĞLU: 'EN YÜKSEK KANSEROJENİ CİPSLER BARINDIRIYOR'

Tabipleri Birliği As Başkanı Köroğlu, yiyecek ve içeceklerin bozulmalarını önlemek ve raf ömrünü uzatmak için...

TABİPLERİ BİRLİĞİ AS BAŞKANI KÖROĞLU: 'EN YÜKSEK KANSEROJENİ CİPSLER BARINDIRIYOR'

Tabipleri Birliği As Başkanı Köroğlu, yiyecek ve içeceklerin bozulmalarını önlemek ve raf ömrünü uzatmak için sıklıkla kullanılan gıda katkı maddelerinin, en çok çocukları etkilediğini kaydetti.

Yeni Bakış'tan Özlem Çimendal'ın haberine göre, Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği As Başkanı ve Çevre Sorumlusu DT. Teksen Köroğlu, gıdalara renk ve tat vermek için kullanılan katkı maddelerinin insan sağlığını tehdit ettiğini ifade etti. Köroğlu, yiyecek ve içeceklerin bozulmalarını önlemek ve raf ömrünü uzatmak için de sıklıkla kullanılan katkı maddelerinin, en çok çocukları etkilediğini kaydetti. 

“Tüm maddeler zehirdir, zehir olmayan madde yoktur”

Gıda katkı maddelerinin kullanım amaçlarının gıdaların raf ömrünün uzatılması, gıdaların duyusal özelliklerinin geliştirilmesi, gıda, kalite karakteristiklerinin korunması, gıda hazırlanmasına yardımcı olarak besleyici değerin korunması olduğunu anlatan Teksen Köroğlu, “Paracelcius’un 1473 yılında ‘tüm maddeler zehirdir, zehir olmayan madde yoktur. Alınan doz, bir maddenin zehirlilik ve faydalılık durumunu tayin eder’” dedi. 

“Katkı maddelerinden en çok çocuklar etkileniyor”

Yiyecek ve içeceklerin bozulmalarını önlemek ve raf ömrünü uzatmak için de sıklıkla kullanılan katkı maddelerinin, en çok çocukları etkilediğini ifade eden Köroğlu, “Anne-babaların katkı maddesi içeren gıdaları çocuklarında mümkün mertebede kullanmayarak onları koruyabileceklerini vurgulamak isterim” dedi. 

"Doz aşımında zeka geriliği yapıyor"

Yapılan araştırmalara göre doz aşımlarında katkı maddelerinin zekâ geriliği, hiperaktivite, astım, dikkat bozukluğu ve obezite gibi pek çok hastalığa da sebep olduğuna dikkat çeken Köroğlu, “Üstelik yapılan her yeni çalışma bir önceki araştırmada zararsız bulunan katkı maddesinin, zaman içinde vücutta birikim yaparak zarar verici boyutlara ulaşabileceğini gösteriyor. Gelecek 10 yıl içinde kanser hastalıklarının yüzde 60 oranında artacağını öngören Dünya Sağlık Örgütü ise bu çoğalmanın önemli bir nedeninin beslenme olduğunu açıklıyor” şeklinde konuştu. 

"Katkı maddeli gıdalarda artış var" 

Son yıllarda, katkı maddesi içeren yiyecek ve içeceklerin tüketiminde büyük artış olduğuna işaret eden Köroğlu, “Özellikle şehirlerde yaşayan ve çalışan birçok kişi, zamandan tasarruf ve kolay olduğu için hazır gıdalara yöneliyor. Ancak katkı maddeleri konusunda yeterince bilgilendirilmeyen tüketicilerin risklerden yeterince haberi olmadığını görmekteyiz” dedi. 

"Ürün üzerindeki ibareler tüketiciyi yanıltıyor" 

Gıda ürünlerindeki bazı ibarelerin tüketiciyi yanıltabildiğine de dikkat çeken Köroğlu şöyle konuştu: “Örneğin, 'koruyucu madde içermez' ibaresi yüzde 100 katkısızmış gibi anlaşılıyor. Bazı ürünlerde de 'katkı maddesi yoktur' denmesine rağmen yapılan analizler sonucu katkı maddesi içerdiği ortaya çıkıyor. İşte biz bu yüzden genel gıda güvenliğinin KKTC’de bir an önce oluşması için savaş veriyoruz. İşte biz bu yüzden Devlet Laboratuvarı’nın eksiksiz çalıştırılmasının önemini anlatmaya çalışıyoruz. Tarladan çatala üretimin her aşamasının denetiminin yapıldığını görüp güveneceğimiz yasa, tüzüklerin geçmesi ve uygulanmasının bir an önce olmasını istiyoruz.” 

“Gıdalar çok çeşitli analiz edilmeli”

Gıda güvenliğinin sadece meyve ve sebzelerdeki Pestisit analizleri ile olmayacağının altını çizen Köroğlu, “Etimizden sütümüze balımızdan suyumuza imal ettiğimiz, ithal ettiğimiz her ürünün bu güvenlik zincirinin içinde olmasının gerekliliğini ilgili bakanlık ve kurumlarımıza anlatmaya çalışıyoruz. Yeni kanser hastaları ve diğer hastalıkların olmaması için ne yapabiliriz diyerek çalışıyoruz” şeklinde konuştu. 

"Her katkı maddesinin bir kodu var" 

Gıda katkı maddelerindeki “E” kodu hakkında da bilgi veren Köroğlu, gıda katkı maddelerini tanımlamak ve herhangi bir karışıklığa yol açmamak için kullanılan Avrupa Birliği'nin (EC) simgesi olarak E harfi ve üç rakamlı sayıdan ibaret kodlar olduğunu kaydetti. Köroğlu, “Avrupa Birliği tarafından her katkı maddesi için belirlenir. Doğal veya sentetik olsun gıda maddelerinde kullanılan ve katkı maddesi olarak tanımlanan tüm kimyasallar bu kodlama sisteminin içindedir” dedi. 

"300 civarında gıda katkı maddesi kullanılıyor"

Bu maddelerin sağlık üzerine etkileri, pek çok disiplinin yer aldığı çok uzun süreli, kapsamlı, detaylı ve pahalı testlerle araştırıldığını belirten Köroğlu, “Numaralandırma Sistemi (INS) ve E Kodu Avrupa Birliği’nde kullanımına izin verilen maddelere “European” kelimesinin baş harfi olan -E kodu alırlar. Her GKM’nin uluslararası kabul gören bir numarası vardır. Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’nde çeşitli amaçlarla kullanılan üç yüz civarında gıda katkı maddesi yer almaktadır. Gıda katkı maddelerindeki E kodu Sınıflanmasında; Renklendiriciler; E100 – E180, Koruyucular; E200 – E285, E330 Antioksidanlar; E300 – E321 Kalınlaştırıcı, jelleştiriciler; E400 – E495 Tatlandırıcılar; E950 – E959 şeklinde adlandırma yapılmıştır” ifadelerini kullandı. 

"Birçok çeşidi var"

Gıda katkı maddelerinin işlevlerine göre sınıflandırıldığına işaret eden Köroğlu bunları şöyle sıraladı: “Koruyucular, tatlandırıcılar, antioksidanlar, renklendiriciler, tatlandırıcılar, kelleşmeyi önleyiciler, stabilizerler, emülgatörler, taşıyıcılar, taşıyıcı solventler, asitler, asitliği düzenleyiciler, aroma arttırıcılar, emülsifiye edici tuzlar, hacim arttırıcılar, itici gazlar, jelleştiriciler, kabartıcılar, kıvam arttırıcılar, köpük oluşturucular, köpüklenmeyi önleyiciler, metal bağlayıcılar, modifiye nişastalar, nem tutucular, paketleme gazları, parlatıcılar, sertleştiriciler, stabilizörler, taşıyıcılar, topaklanmayı önleyiciler, un işlem maddeleri.”

"Renklendiricileri “Hiperaktif” çocuklar tüketmemeli"

Gıda katkı maddelerindeki renklendiricilerdeki tehlikeye dikkat çeken Köroğlu, “İngiltere'de Southampton Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçları The Lancet medical journal'da yayınlanmış ve buna göre; renklendirici denilen boya katkı maddelerinin çocukların hiperaktivite veya ADHD (Attention Deficit Hyperactivity Disorder) davranışları üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği bildirilmiştir. Bu yüzden hiperaktif davranışlar sergileyen çocuklarda da bunları içeren gıda tüketiminde dikkatli olunması yönünde uyarılmıştır. Unutulmamalıdır ki; çocuklardaki hiperaktivite; genetik faktörler, erken doğum (prematüre), çevresel, yetişme/yetiştirilme gibi birçok faktöre bağlıdır. Katkı maddeleri ise sadece etkenlerden biri olabilir. Bu yüzden mutlaka sağlıklı besin seçimlerinin çocuklara öğretilmesi gerekir” dedi. 

“Anne-babalar etiket okuma alışkanlığı edinmeli”

Gıda katkı maddelerinin çocuklar üzerindeki etkilerine dikkat çeken Köroğlu, öncelikle anne-babaların aldıkları gıdaların etiketlerini okuma alışkanlığı elde etmesi ve çocuklarına da bu alışkanlığı kazandırması gerektiğini vurguladı. Köroğlu, bu alışkanlığın özellikle çocuk sağlığı açısından önemli olduğu ve herkes tarafından bilinmesi gerektiğinin de altını çizdi. 

"En yüksek kanserojeni cipsler barındırıyor" 

Köroğlu, içeceklerden ketçaplara kadar birçok gıdada kullanılan ve ürünlerin raf ömrünü iki yıla kadar uzatan E211 kodlu sodyum benzoat, dondurma, şeker ve bisküvilerde kullanılan E102 kodlu tartrazin, yine şekerlere eklenen E104 kodlu kinolin olduğunu söyleyerek, “Tabii ki bu E maddeleri daha birçok hazır gıdalarda da neden bulunduğunu yukarıda izah etmiştik. ‘TÜBİTAK’ın yapmış olduğu taramasında Türkiye’de 50 ürün içerisinde en yüksek oranda kanserojen madde içeren gıdanın cips olduğunun da bilinmesinde çok büyük fayda var’ demiştir. Çocuklarımıza Gıda Katkı Madde içeren bu hazır gıdaları yedirmekle onlara iyilik değil fenalık yapmaktayız” dedi. 

"Birçok hastalığı tetikliyor" 

Gıdalarda bulunan hangi kodların hangi hastalıkları tetikleyip, sebep olduğu konusunda da açıklamalarda bulunan Köroğlu, kodları ve tehlikelerini de şöyle dile getirdi: “E102 Renklendirici. Astım krizini tetikliyor ve tiroid kanseri riskini artırıyor. E104 Renklendirici. ABD ve Norveç'te yasak. Deride iltihaplanmaya yol açabiliyor. E110 Renklendirici. Böbrek kanseri riskini artırıyor. E122 Renklendirici. Astımı olanlarda krizi tetikleyebiliyor. E407 Koruyucu. Kanser riskini artırıyor. E621 Konservelerde koruyucu. Solunum yolu hastalıkları ve astım riskini artırıyor. E622 Koruyucu. Baş ağrısı, kusma ve nefes darlığı yapıyor. E635 Makarna ve keklerde koruyucu olarak kullanılıyor. Alerji yapabiliyor. Çok tehlikeli Gıda Katkı Maddelerinden bazıları yine E310-E320(BHA)-E321(BHT)-E924-E621 (MSG)-E950-E951-E 952-E955-E250-E251-E220-E221-E228-E210-E211-E219-E102-E122-E124-E133(Blue1,Blue2)-E127(red)-E110 (yellow)’dur.”

"Tek başına zararsız gibi görünmelerine rağmen, toplu alımda ciddi tehlike"

Satın aldığımız gıdalarla nasıl zehirlendiğimizin farkına varmamız gerektiğine de dikkat çeken Teksen Köroğlu, “‘Korumak sevmektir’ diyerek sağlığımızı da seviyor ve istiyorsak korumasını da bileceğiz. ‘Atın ölümü arpadan olsun!’, ‘Zaman böyle kardeşim o kadar da ince elenmez ki!’, ‘Bu zamanda başka ne yiyeceğiz seçenek mi var, aç mı kalalım?’ ‘Bütün dünya yiyor işte’ sözleriyle lütfen kendimizi kandırmayalım haklı çıkarmaya çalışmayalım. Bu bilgileri öğrenerek uyanmalıyız artık, kendinizin ve ailenizin zehirlenmesine izin vermemeliyiz. Paramızla kendimizi hasta etmemeli bilinçli tüketiciler topluluğu oluşturarak tüketimimizi şekillendirmeli ve üretici firmaların insan sağlığına zarar vermeyen üretim modellerini oluşturmalarına neden olacak baskı oluşturmalıyız. Sağlıklı beslendiğimize emin misiniz? Nerede kaldı ovalarda otlamış hayvanların sütleri, onların sütlerinden yapılan peynir, tereyağı, kaymak, yoğurt. Nerede tadını unutamadığımız özgür tavuklar ve yumurtaları. İnsanlar dört duvar arasına hapsolup, bilgisayar akıllı cep telefonları, modern hayat adı altında yaşantımız doğadan uzaklaştıkça yediklerimiz de sahteleşti yapaylaştı. Tek başına yendiğinde zararları yok gibi görünen ama hepsi birlikte toplanıp hesaplandığında korkunç sonuçlar doğuran gıda katkı maddelerine karşı kendimizi ve ailemizi korumak mümkün. Alışverişlerde etiketleri dikkatli okumalı marka ve reklama değil, içindekilere bakmalı, mümkün olduğunca bölgemizin doğal ürünleri veya organik gıdaları tercih etmek, yemekleri Nenelerimizin yöntemleriyle Akdeniz mutfağı adamız mutfağı gelenekleri ile pişirmek sağlıklı yaşamın anahtarı olabilir. Biz sağlıklı yaşamak istersek çözüm vardır ve bu bizim ellerimizdedir bunu bulmalıyız ve bu gözbebeklerimiz olan çocuklarımıza karşı borcumuz görevimizdir” dedi. 

Güncelleme Tarihi: 00 0000, 00:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER