<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Kıbrıs Genç TV- Halkın Televizyonu</title>
    <link>https://www.kibrisgenctv.com</link>
    <description>Güncel Son Dakika Haberleri</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.kibrisgenctv.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 13 May 2026 18:53:21 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun süren hareketsizlik kalp damar sağlığını olumsuz etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/uzun-suren-hareketsizlik-kalp-damar-sagligini-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/uzun-suren-hareketsizlik-kalp-damar-sagligini-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Çamlıca Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bahar Temur, uzun saatler masa başında kalmanın sadece kas-iskelet sistemini değil, kalbi besleyen damarları da olumsuz etkilediğini belirtti.</p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, uzun süre oturulduğunda bacak kaslarının pompalama etkisi azalıyor, kan dolaşımı yavaşlıyor ve damar duvarlarında baskı artabiliyor.</p>

<p>Bu durum zaman içinde varis, pıhtı oluşumu, dolaşım bozuklukları ve damar sertliği riskini artırabiliyor. Ayrıca metabolizmanın yavaşlamasıyla kan şekeri dengesi bozulabiliyor, kötü kolesterol yükselirken iyi kolesterol düşebiliyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Doç. Dr. Bahar Temur, sabah spor yapıp ardından 9-10 saat masa başında kalmanın, riskleri tamamen ortadan kaldırmadığını belirtti.</p>

<p>Temur, önemli olanın günün geneline yayılan hareket alışkanlığı olduğuna işaret ederek, "Özellikle masa başı çalışanlar, evden çalışanlar, gün içinde uzun süre araç kullananlar, fiziksel aktivitesi düşük bireyler, fazla kilolu kişiler, diyabet, tansiyon ve kolesterol hastaları ile sigara kullanan bireyler gibi yüksek risk gruplarında hareketsiz yaşamın kalp ve damar hastalıklarını hızlandırıcı etkisi daha belirgin görülebiliyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uzun süreli hareketsizlik sonrasında görülebilecek belirtilerin dikkate alınması gerektiğini aktaran Temur, bu belirtileri, bacaklarda ağırlık hissi, yürüme sonrası bacaklarda ağrı, ayak bileklerinde şişlik, merdiven çıkarken çabuk yorulma, nefes darlığı, boyun ve sırt ağrısı, çarpıntı hissi ve enerji düşüklüğü olarak sıraladı.</p>

<p>Temur, uzun süre oturmanın etkilerini azaltmak için şu önerilerde bulundu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Her 30-45 dakikada bir ayağa kalkın ve 2-3 dakika yürüyün, telefonda konuşurken ayakta durun veya adım atın, asansör yerine merdiven tercih edin, yakın mesafelere araçla gitmek yerine yürüyün, öğle arasında kısa tempolu yürüyüşler yapın, masa başında esneme hareketleri uygulayın, günlük adım hedefi belirleyin. Ayrıca akşam saatlerinde en az 30 dakikalık yürüyüş rutini oluşturun."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/uzun-suren-hareketsizlik-kalp-damar-sagligini-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2026/04/1777286850721hareketsiz-yasam.jpg" type="image/jpeg" length="26998"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp krizi aylar öncesinden belirti verebilir]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/kalp-krizi-aylar-oncesinden-belirti-verebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/kalp-krizi-aylar-oncesinden-belirti-verebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp krizi her ne kadar aniden gelişen bir durum olarak bilinse de aslında aylar öncesinden vücutta çeşitli belirtilerle sinyal verebiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre, özellikle eforla gelen göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çabuk yorulma gibi "geliyorum" diyen uyarıların erken fark edilmesi hayati önem taşıyor.</p>

<p>Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Okay Abacı, kalp krizinin çoğu zaman aniden gelişen bir durum gibi algılansa da bazı hastalarda aylar öncesinden çeşitli belirtilerle kendini gösterebildiğini belirtti.</p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, kalp ve damar hastalıklarının dünyada ve Türkiye'de en önemli ölüm nedenleri arasında yer aldığını ifade eden Abacı, kalp krizinin çoğu zaman kalbi besleyen koroner damarların ani tıkanmasıyla ortaya çıktığını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Kalp krizinin bazı hastalarda önceden çeşitli belirtilerle kendini gösterebildiğini vurgulayan Abacı, özellikle eforla ortaya çıkan göğüs ağrılarının önemli bir uyarı olabileceğini anlattı.</p>

<p>Abacı, kalp krizinin en önemli belirtilerinden birinin göğüs ağrısı olduğunu belirterek, "Bu ağrı çoğu zaman göğsün ortasında baskı ya da sıkışma şeklinde hissedilir. Özellikle eforla ortaya çıkıp dinlenmekle geçen göğüs ağrıları kalp damarlarında darlık olabileceğinin önemli bir göstergesidir." değerlendirmelerinde bulundu.</p>

<p>Bazı hastalarda ağrının çeneye, sol kola, omuza ya da sırta yayılabildiğine dikkati çeken Abacı, "Bununla birlikte nefes darlığı, çabuk yorulma, terleme ve mide bulantısı gibi belirtiler de kalp damar hastalıklarının habercisi olabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kalp krizinin her zaman belirgin belirtilerle ortaya çıkmayabileceğine işaret eden Abacı, özellikle diyabet hastalarında "sessiz kalp krizi" olarak adlandırılan durumun görülebildiğini kaydetti.</p>

<p>Abacı, diyabeti olan bazı kişilerde kalp krizinin belirgin göğüs ağrısı olmadan da gelişebildiğini aktararak, bu nedenle risk grubunda bulunan kişilerin düzenli kardiyoloji kontrollerini yaptırmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde bazı risk faktörlerinin önemli rol oynadığını belirten Abacı, "Sigara kullanımı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, hareketsiz yaşam ve aşırı kilo kalp krizi riskini artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması kalp sağlığını korumada oldukça önemlidir." değerlendirmelerini yaptı.</p>

<p>Abacı, göğüs ağrısı gibi belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini kaydederek, özellikle eforla ortaya çıkan ve tekrarlayan şikayetlerde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/kalp-krizi-aylar-oncesinden-belirti-verebilir</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 14:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2026/04/1776079023905-94876630-heartattack-spl.jpg" type="image/jpeg" length="27286"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hareketsiz yaşam nöropsikiyatrik hastalık riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/hareketsiz-yasam-noropsikiyatrik-hastalik-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/hareketsiz-yasam-noropsikiyatrik-hastalik-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi'nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özkoçak, hareketsiz yaşam tarzının nöropsikiyatrik hastalık riskini artırdığını belirterek, düzenli fiziksel aktivitenin Alzheimer, demans, felç, depresyon ve anksiyete riskini belirgin şekilde azalttığını bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özkoçak, egzersizin nöropsikiyatrik hastalıklara karşı koruyucu etkisine ilişkin bilgi verdi.</p>

<p>Özkoçak, hareketsiz yaşam tarzının, sadece fiziksel sağlığı değil, beyin sağlığını da ciddi şekilde tehdit ettiğini belirterek, egzersizin nöropsikiyatrik hastalıklara karşı koruyucu etkisine dikkati çekti.</p>

<p>Birleşik Krallık'ta yapılan ve 73 bin kişiyi kapsayan Fiziksel Aktivite ve Beyin Sağlığı Çalışması'nın (UK Biobank Accelerometer Study) sonuçlarını paylaşan Özkoçak, düzenli fiziksel aktivitenin Alzheimer, demans, felç, depresyon ve anksiyete riskini belirgin şekilde azalttığını kaydetti.</p>

<p>Özkoçak, araştırmada bireylerin hareket seviyeleri ölçülerek hareketsiz, hafif, orta ve şiddetli egzersiz yapan olmak üzere 3 gruba ayrıldığını aktararak, "Katılımcılara bir sensör takılarak hareket seviyeleri ve enerji yakma oranları analiz edildi. Çalışmanın sonuçlarına göre, orta ve şiddetli egzersiz yapan bireylerin Alzheimer, demans ve felç açısından yüzde 40'a varan oranlarda daha düşük risk taşıdığı görüldü. Bununla birlikte hareketsiz bireylerde felç riskinin yüzde 54 arttığı tespit edildi." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Daha önceki çalışmalarda egzersizin nöropsikiyatrik hastalıklara karşı koruyucu etkisinin bilindiğini kaydeden Özkoçak, egzersizin sadece fiziksel sağlığa değil, bilişsel fonksiyonlara da olumlu katkı sağladığını gördüklerini anlattı.</p>

<p>Özkoçak, "Yapılan incelemelerde egzersiz yapan bireylerde Alzheimer hastalığına yol açan proteinlerin daha az bulunduğu tespit edilmişti. Bu çalışma da ortaya çıkan sonucu destekler nitelikte. 73 bin kişinin verisinin analiz edildiği araştırmanın uluslararası kongrelerde sunulması bekleniyor." değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/hareketsiz-yasam-noropsikiyatrik-hastalik-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Dec 2025 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2025/12/ekran-goruntusu-2025-12-21-125156.jpg" type="image/jpeg" length="14122"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akciğer kanserinde çevresel faktörlerin etkisi artıyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/akciger-kanserinde-cevresel-faktorlerin-etkisi-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/akciger-kanserinde-cevresel-faktorlerin-etkisi-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, çevresel faktörlerin büyükşehirde yaşayan kişilerde akciğer kanseri riskini yüzde 20 ila 40 artırdığını, sağlık sektörünün koruyucu ve uyarıcı bir rol üstlenerek ülke politikalarının geliştirilmesine katkı sağlaması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Dünyada en sık görülen kanser türlerinin başında akciğer kanseri gelirken hastalığa ilişkin farkındalığı artırmak amacıyla kasım ayı "Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı", 17 Kasım ise "Akciğer Kanseri Farkındalık Günü" olarak kabul ediliyor. Tütün ve tütün ürünleri kullanımının yanı sıra hava kirliliği de hastalığın nedenleri arasında gösteriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Üyesi ve Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Şahin Laçin, AA muhabirine, her yıl dünyada 2,5 milyon, Türkiye'de ise yaklaşık 45 bin yeni vakanın ortaya çıktığını ve bu verilerin akciğer kanserini özellikle erkeklerde ilk sıraya, kadınlarda da üst sıralara taşıdığını söyledi.</p>

<p>Çapı 2,5 mikrometreden daha küçük partikül maddelerin PM2,5 olarak adlandırıldığını, gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu maddelerin akciğerlerin en uç noktalarına kadar ulaşabildiğini ve hatta solunduktan sonra kana karışabildiğini belirten Laçin, şöyle devam etti:</p>

<p>"Bilimsel çalışmalar, özellikle PM2,5 düzeyinde metreküpte her 10 mikrogram artışın, akciğer kanseri riskini yüzde 15 ila 22 yükselttiğini gösteriyor. Bu partiküller çoğunlukla trafik egzozu, sanayi emisyonları, kömür ve biyokütle yakımı gibi kaynaklardan ortaya çıkıyor. Boyutları çok küçük olduğu için vücudun doğal filtreleme mekanizmalarını kolayca aşabiliyor ve uzun süre akciğer dokusunda birikerek zarar verebiliyorlar."</p>

<p>Türk Toraks Derneği’nin uzun dönemli analizlerine göre yüksek PM seviyelerinin KOAH ve akciğer kanserine bağlı ölüm oranını belirgin şekilde artırdığını kaydeden Laçin, bu ince partiküllerin akciğer dokusunda kronik enflamasyon, oksidatif stres ve DNA hasarı oluşturarak hücrelerde kanserleşme sürecini tetikleyebildiğini aktardı.</p>

<p>- "PM2,5 arttıkça kanser riski de artıyor"</p>

<p>Akciğer kanserine neden olan risk faktörlerinin başında tütün kullanımının geldiğine işaret eden Laçin, "Ancak PM2,5 hava kirliliğinin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sınırının 2 ila 4 kat üzerinde olduğu şehirlerde yaşayan bireylerde kanser riski anlamlı şekilde artıyor. Mesleki maruziyetler ve genetik yatkınlık da önemli belirleyiciler arasında." dedi.</p>

<p>Hava kirliliğinin etkisinin çoğunlukla yıllar içinde biriken kümülatif maruziyetle ortaya çıktığına dikkati çeken Laçin, örneğin 10 yıl boyunca DSÖ sınırının üzerinde PM2,5’a maruz kalmanın akciğer kanseri riskini 1,2 ila 1,4 kat artırabildiği bilgisini paylaştı.</p>

<p>Ev içi hava kalitesinin yanı sıra en büyük kaynağı toprak olan radon gazının da akciğer kanseri gelişiminde önemli rolü olduğunu vurgulayan Laçin, "Dünya genelinde radon gazı tüm akciğer kanserlerinin yüzde 3 ila 14’ünden sorumlu. Türkiye’de özellikle İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde radon düzeyleri metreküpte 50-150 bekerel aralığında ölçülüyor ki bu da DSÖ'nün önerdiği metreküpte 100 bekerel sınırına oldukça yakın ya da üzerinde. Kırsal bölgelerde kullanılan kömür ve odun gibi katı yakıtlar kadınlarda akciğer kanseri riskini 2-3 kat artırabiliyor. Pasif içicilik oranlarının Türkiye’de yüzde 30’un üzerinde olması da önemli bir halk sağlığı sorunu." diye konuştu.</p>

<p>- İstanbul, Bursa, Kahramanmaraş, Ankara ve İzmir'deki hava kirliliği faktörü</p>

<p>Yoğun trafik ve sanayi faaliyetlerinin olduğu metropollerde hava kirliliğinin kırsal bölgelere göre çok daha yüksek seviyelerde seyrettiğini vurgulayan Laçin, Hava Kalitesi İzleme Merkezi'nin 2024 verilerine göre Türkiye'de 81 ilin 66’sında yıllık PM2,5 ortalamasının DSÖ sınırını aştığını ve özellikle İstanbul, Bursa, Kahramanmaraş, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde hava kirliliği seviyelerinin kanser açısından anlamlı bir risk oluşturduğunu bildirdi.</p>

<p>Laçin, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Örneğin İstanbul ve Ankara’da PM2,5 değerleri bazı dönemlerde metreküpte 35-40 mikrograma kadar çıkabiliyor ki bu değer, DSÖ'nün önerdiği güvenli sınırın yaklaşık 7-8 katı. Bu durum sadece akciğer kanseri değil, KOAH ve kardiyovasküler hastalıklar açısından da ciddi bir yük oluşturuyor. Çeşitli uluslararası araştırmalar büyükşehirlerde yaşayan bireylerde akciğer kanseri olasılığının yüzde 20 ila 40 daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de kansere yakalanma olasılığındaki artış yüzde 15-20 oranında çevresel faktörlerle ilişkili olabilir ki son 10 yılda hem Türkiye’de hem de dünyada sigara içmeyenlerde akciğer kanseri oranı gözle görülür şekilde arttı. Dünya çapında hiç sigara içmemişlerde akciğer kanseri oranı yüzde 15-25 seviyesine ulaşırken, Türkiye’de bu oran yüzde 17–20 civarında bildiriliyor. Özellikle büyük şehirlerde PM2,5 maruziyetinin yıllık ortalamalarının DSÖ'nün metreküpte 5 mikrogram sınırının çok üzerinde olması, sigara içmeyen genç kadınlarda bile riskin artmasına neden oluyor."</p>

<p>Laçin, akciğer kanserinin doğru stratejiler uygulandığında büyük ölçüde önlenebileceğinin, temiz hava erişiminin artık bir konfor değil, bilimsel olarak kanıtlanmış temel bir halk sağlığı gerekliliği olduğunun altını çizdi.</p>

<p>- "Hava kirliliğini önleyici sosyal politikaların hayata geçirilmesi ve önlemlerin zamanında uygulanması gerekiyor"</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı ve Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği Akciğer Kanseri Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Berna Eren Kömürcüoğlu, akciğer kanserine neden olan çevresel faktörlerden biri olan hava kirliliğinin küresel ısınmaya bağlı atmosferik hava değişimiyle arttığını belirtti.</p>

<p>Akciğer dokusunun içinde ağrı lifi olmaması nedeniyle kanserin ileri evrelerde fark edilebildiğine dikkati çeken Kömürcüoğlu, hastalığın olası belirtilerini, mevcut öksürüğün şekil değiştirmesi, artması veya inatçı hale gelmesi, öksürükle birlikte balgam çıkarılması, özellikle balgamda kan görülmesi, nefes darlığı, halsizlik, iştahsızlık ve istemsiz kilo kaybı, boyun veya göğüs duvarında şişlik ya da asimetri sebepsiz ağrılar şeklinde sıraladı.</p>

<p>Kömürcüoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Hava kirliliğiyle etkin mücadele için ulusal bir politika geliştirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması büyük önem taşıyor. Sağlık otoritelerinin bu politikalarla uyumlu çalışması, hava kirliliğini önleyici sosyal politikaların hayata geçirilmesi ve önlemlerin zamanında uygulanması gerekiyor. Mevcut durumda birçok büyükşehirde orta düzeyde hava kirliliği görülürken, endüstrileşmeyle birlikte bu oranların artması bekleniyor. Bu nedenle sağlık sektörü, koruyucu ve uyarıcı bir rol üstlenerek ülke politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamalı."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/akciger-kanserinde-cevresel-faktorlerin-etkisi-artiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Nov 2025 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2025/11/1763282556909akciger.jpg" type="image/jpeg" length="82075"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zayıflama ilaçları görme kaybına yol açabiliyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/zayiflama-ilaclari-gorme-kaybina-yol-acabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/zayiflama-ilaclari-gorme-kaybina-yol-acabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Sağlık Grubu'ndan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sevil Arı Yaylalı, son dönemde kullanımı artan zayıflama ilaçlarının nadir de olsa kalıcı görme kaybına neden olabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Yaylalı, son zamanlarda popüler hale gelen yeni nesil zayıflama ilaçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Yaylalı, milyonların kilo verme umuduyla kullandığı bu ilaçların, nadir de olsa kalıcı görme kaybına yol açabileceğini aktararak, "Zayıflamak uğruna göz sağlığınızı riske atmayın. Bu ilaçları kullanan veya kullanmayı düşünen hastalar, görme sinirinde hasar riski nedeniyle tedaviye başlamadan önce mutlaka bir göz hekiminin kontrolünden geçmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Diyabet tedavisi için geliştirilen ve kilo kaybı sağlaması nedeniyle yaygın kullanılan GLP-1 reseptör agonistlerinin bazı hastalarda göze ait yan etkilere neden olabileceğini vurgulayan Yaylalı, bu ilaçlarla ilişkilendirilen en önemli yan etkinin, görme sinirinde beslenme bozukluğu sonucu ortaya çıkan iskemik optik nöropati olduğunu belirtti.</p>

<p>Prof. Dr. Yaylalı, şeker hastalığı veya obezitesi bulunan kişilerin bu ilaçları kullanmadan önce mutlaka göz muayenesinden geçmesi gerektiğini ifade ederek, "Bu ilaçların kullanımı öncesinde hastaların göz hekimi tarafından değerlendirilmesi, varsa retinopati gibi risklerin tespit edilmesi gerekir. Çünkü hızlı kan şekeri düşüşleri, mevcut göz tutulumunu ağırlaştırabilir." uyarısında bulundu.</p>

<p>Hızlı kan şekeri düşüşlerinin özellikle diyabetik retinopati hastalarında tehlikeli olabileceğini belirten Yaylalı, bazı hastalarda görme azalmasına yol açan görme noktasında sıvı birikiminin gözlemlenebileceğini aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaylalı, bu durumda göz içi enjeksiyon tedavisinin gerekebileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Zayıflama ilaçlarının yaşa bağlı sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu) üzerindeki etkileri de henüz tam açıklığa kavuşmadı. Bazı çalışmalarda kuru tip sarı nokta riskinin azaldığı, yaş tip formun ise arttığı bildiriliyor. Ancak bu konuda kesin yargıya varmak için uzun dönemli, geniş hasta gruplarında yapılacak araştırmalara ihtiyaç var."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/zayiflama-ilaclari-gorme-kaybina-yol-acabiliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Nov 2025 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2025/11/1763283062284igne-zayiflam.jpg" type="image/jpeg" length="49878"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erken yaşta telefon kullanımı çocukların gelişimini tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/erken-yasta-telefon-kullanimi-cocuklarin-gelisimini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/erken-yasta-telefon-kullanimi-cocuklarin-gelisimini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yaşar Barut, çocukların erken yaşta dijital cihazlarla tanışmasının zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratabileceğini belirtti.</p>

<p>Barut, yaptığı yazılı açıklamada, özellikle 0-6 yaş arasındaki çocukların ekran başında geçirdikleri zamanın artmasının gelişimsel açıdan kritik riskler taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Çocukların erken yaşta telefonla tanışmasının gelişimlerinde olumsuz etkiler doğuracağını dile getiren Barut, "Çocukların erken yaşta telefonla tanışması, özellikle beyin gelişiminin en hızlı olduğu 0-6 yaş döneminde olumsuz etkiler yaratabilir. 0-6 yaş grubundaki çocuklar için deneyimsel öğrenme, oyun ve insan etkileşimi kritik önemdedir. Telefon gibi pasif ekranlar, dili anlama, duyguları tanıma ve ifade etme gibi gelişim alanlarında gecikmelere neden olabilir." uyarısında bulundu.</p>

<p>Telefon ve tablet gibi dijital cihazların uzun süreli kullanımının, çocuklarda dikkat eksikliği, uyku bozuklukları ve sosyal becerilerde zayıflık gibi sorunlara yol açabildiğine dikkati çeken Barut, şunları kaydetti:</p>

<p>"Bilimsel araştırmalar, uzun süreli ekrana maruz kalan çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite belirtileri, uyku problemleri ve sosyal etkileşimlerde zayıflık ile ilişkilendirildiğini ortaya koyuyor. Özellikle hızlı görsel geçişler içeren dijital içerikler, çocukların dikkat sürelerini kısaltabiliyor. Ayrıca mavi ışık, uyku hormonlarını baskılayarak çocukların uykuya geçişini zorlaştırabiliyor. Sosyal gelişim açısından da yüz yüze etkileşimlerin yerini ekranın alması, empati gelişimini ve sosyal ipuçlarını okuma becerilerini olumsuz etkiliyor.</p>

<p>Birçok ebeveyn, çocuklarını sakinleştirmek ya da oyalamak için dijital cihazlara başvuruyor. Bu yanlış. Telefonun bir 'sakinleştirici' ya da 'ödül-ceza aracı' olarak kullanılması, çocukların duygusal düzenleme becerilerinin gelişmesini engelleyebilir. Çocuklar zorlayıcı duygularla başa çıkmayı öğrenmek yerine bu duyguları bastırmak için dışsal araçlara bağımlı hale gelebilir. Telefonun bir sakinleştirici olarak kullanılması, ilerleyen yaşlarda stres, kaygı veya öfke gibi duygularla başa çıkmakta zorluk yaşamalarına neden olabilir."</p>

<p>- Anne baba, çocuklarına teknoloji kullanımında rol model olmalı</p>

<p>Çocukların teknolojiyle sağlıklı ilişki kurabilmeleri için ailelere ve öğretmenlere büyük sorumluluk düştüğünü belirten Barut, anne babaların çocuklarına teknoloji kullanımı konusunda iyi rol model olması gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle okul öncesi dönemde ekran süresinin günde 1 saati geçmemesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Yaşar Barut, şu tavsiyelerde bulundu:</p>

<p>"Bunun yerine çocukları kitap okumaya, açık havada oyun oynamaya ve yaratıcı etkinliklerle meşgul olmaya teşvik etmek çok daha faydalı olacaktır. Çocuğunuzla birlikte dijital içerikleri izlemek ve sonrasında bu içerikler hakkında konuşmak, onun dijital dünyayı anlamasını ve medya okuryazarlığını geliştirmesini sağlar. Ayrıca, günlük yaşamda ekranlardan uzak kalınacak zaman dilimleri planlamak; örneğin yemek saatlerinde ya da yatmadan önce dijital molalar vermek, sağlıklı bir kullanım alışkanlığı kazandırmada oldukça etkilidir.</p>

<p>Devlet politikaları, çocukların sağlıklı dijital medya kullanımı konusunda bilinçli bireyler olarak yetişmeleri için medya okuryazarlığını okul müfredatlarına entegre etmeli. Ailelere rehberlik hizmetleri sunulmalı ve ekran yerine aktif öğrenme desteklenmeli. İskandinav ülkelerinde uygulanan 'ekran detoksu günleri' veya Japonya'daki sınırlı ekran politikaları, çocukların teknolojiyle sağlıklı bağlar kurmasına yardımcı olan başarılı örnekler arasında yer alıyor."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/erken-yasta-telefon-kullanimi-cocuklarin-gelisimini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Sep 2025 14:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2025/09/1756989514825thumbs-b-c-f6c8263e.jpg" type="image/jpeg" length="13264"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HIV tedavisinde çığır açacak adım]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/hiv-tedavisinde-cigir-acacak-adim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/hiv-tedavisinde-cigir-acacak-adim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, HIV’i beyaz kan hücreleri içinde görünür kılabilen bir yöntem geliştirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Avustralya’nın Melbourne kentinde bir araştırma ekibi, HIV tedavisi konusunda önemli bir ilerleme kaydetti. Bilim insanlarının araştırması, virüsü beyaz kan hücreleri içinde görünür kılmanın yollarını ortaya koydu. Bu, vücudun tamamen HIV’den arındırılmasına giden yolu açabilir.</p>

<p>The Guardian gazetesinin haberine göre, virüsün bazı beyaz kan hücrelerinin içinde gizlenebiliyor olması, hastalığa tedavi arayan bilim insanlarının karşılaştığı en büyük zorluklardan biriydi. Bu, virüsün insan vücudunda bir “rezervinin” olduğu, bununla ne bağışıklık sisteminin ne ilaçların başa çıkabildiği anlamına geliyordu.</p>

<p>Melbourne’deki Peter Doherty Enfeksiyon ve Bağışıklık Enstitüsü’nden araştırmacılar, virüsü görünür hale getirmenin bir yolunu buldu. Bu, virüsün vücuttan tamamen atılabileceği anlamına geliyor.</p>

<p>Söz konusu yönetim temelinde, Moderna ve Pfizer/BioNTech’in Covid-19 aşılarında da kullanılan mRNA teknolojisi bulunuyor.</p>

<p>“Nature Communications” isimli dergide yayınlanan makaleye göre, araştırmacılar, mRNA’nın HIV’in gizlendiği hücrelerin içine konulabileceğini ortaya koydu. Bu yöntemle, mRNA, özel olarak oluşturulmuş küçük bir yağ balonunun içinde hücrelere yerleştirilebiliyor. Bunun ardından mRNA hücrelere virüsü ortaya çıkarma talimatı veriyor.</p>

<p></p>

<p>YENİ TİP LNP GELİŞTİRİLDİ</p>

<p>Dünya çapında yaklaşık 40 milyon kişinin HIV ile yaşadığı biliniyor. Bu kişilerin virüsü baskılamak, semptom göstermemek ya da virüsü yaymamak adına ömürleri boyunca ilaç kullanması gerekiyor. Pek çok insan için ölümcül olan HIV sebebiyle 2023 yılında her dakika bir kişi hayatını kaybetmişti.</p>

<p>Araştırmanın yazarlarından Dr. Paula Cevaal, HIV’e konaklık eden beyaz kan hücresi türüne mRNA eklemenin daha önce imkansız olduğunun düşünüldüğünü anlattı. Çünkü bu hücreler “LNP” olarak da bilinen lipid nanopartikülleri, yani yağ baloncuklarını almıyordu.</p>

<p>Ekip, bu hücrelerin kabul edebileceği yeni tip bir LNP geliştirmeyi başardı. Buna “LNP X” adı verildi. Dr. Cevaal, “Umudumuz, yeni nanopartikül tasarımının HIV tedavisine giden yeni bir yol olabileceği” dedi.</p>

<p></p>

<p>“SONUÇLAR İNANAMAYACAĞIMIZ KADAR GÜZELDİ”</p>

<p>Bir meslektaşları test sonuçlarını laboratuvarın haftalık toplantısında sunduğunda bunların “gerçek olamayacak kadar güzel göründüğünü” anlatan Dr. Cevaal, söz konusu bilim insanını testi tekrarlamak için laboratuvara geri gönderdiklerini, bir hafta sonra en az o kadar iyi test sonuçlarıyla geri geldiğini belirtti. Cevaal, “Yani, buna inanmamız gerekiyordu. Ve elbette o zamandan bu yana pek çok kez bunu yineledik” diye konuştu.</p>

<p>Öte yandan, virüsün ortaya çıkarılmasının vücudun bağışıklık sisteminin onunla başa çıkmasına izin verip vermeyeceğini ya da HIV’i vücuttan atmak için diğer tedavilerle birlikte başka teknolojilere ihtiyaç olup olmayacağını anlamak için daha fazla araştırma yapılması gerekecek.</p>

<p>Söz konusu araştırma, laboratuvada, HIV hastalarının bağışladığı hücreler üzerinde yapıldı. Bu teknolojiyi hastaları tedavi etmek için kullanmanın önünde ise uzun bir yol bulunuyor. Bunun yanı sıra, bu yöntem insanlar üzerinde denenmeden önce hayvanlar üzerinde de testlerin yapılması gerekiyor.</p>

<p>Araştırmanın yazarlarından Dr. Michael Roche da bu yöntemin sadece HIV için değil, ilgili beyaz kan hücrelerinin dahlinin olduğu kanser gibi başka hastalıkların tedavisinde de kullanılabileceğine işaret etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/hiv-tedavisinde-cigir-acacak-adim</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Jun 2025 13:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2025/06/fgvf-1.jpg" type="image/jpeg" length="46948"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünya MS Farkındalık Günü...KTTB erken tanının önemini vurguladı]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/dunya-ms-farkindalik-gunukttb-erken-taninin-onemini-vurguladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/dunya-ms-farkindalik-gunukttb-erken-taninin-onemini-vurguladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu adına Nöroloji Uzmanı Dr. Buse Çağın, 30 Mayıs Dünya Multipl Skleroz (MS) Farkındalık Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, erken tanının önemini vurguladı.</p>

<p>Çağın, mesajında MS hastalığının tam olarak nasıl başladığının bilinmediğini, hastalığın genellikle 20- 40 yaşları arasında ortaya çıktığını ancak çocuk ve daha ileri yaşlarda da görülebileceğini kaydetti.</p>

<p>MS’in kadınlarda görülme sıklığının erkeklere göre 2 kattan daha fazla olduğunu belirten Çağın, yaklaşık 3 milyon kişinin MS hastası olduğunu ifade etti.</p>

<p>-Belirtiler</p>

<p>Çağın, belirtiler arasında bulanık görme, güçsüzlük, karıncalanma hissi/duyu kayıpları, dengesizlik, hafıza sorunları, yorgunluk, anksiyete, depresyon, yorgunluk, idrara sık gitme ve kaçırmanın bulunduğunu ifade etti.</p>

<p> Çağın belirtilerle ilgili şu bilgileri paylaştı:</p>

<p> "Görme Problemleri: Multipl Skleroz hastaları genellikle bulanık görme, çift görme veya görme alanında kısmi kayıplar yaşayabilir. Optik sinirin iltihaplanması (optik nörit) nedeniyle görme sorunları ortaya çıkabilir.</p>

<p> Güçsüzlük: MS hastaları genellikle bacaklarında, kollarında veya vücudunun diğer bölgelerinde güç kaybı yaşar. Bu, sinirlerin hasar görmesi ve beyinden kaslara giden sinyallerin etkilenmesiyle ilgilidir.</p>

<p> Duyu Kayıpları: Hastalar dokunma, tat, koku, işitme veya görme duyularında normalden farklı algılamalar yaşayabilirler. Özellikle dokunma duyusu, MS hastalarında sıklıkla etkilenir ve bu, günlük yaşamlarında önemli zorluklara yol açabilir.</p>

<p> Bilişsel Sorunlar: MS hastaları konsantrasyon, hafıza, dikkat ve diğer bilişsel işlevlerde azalmalar yaşayabilir. Bu, günlük yaşam aktivitelerini etkileyebilir ve işlevselliği düşürebilir.</p>

<p>Denge Problemi: MS, beyin ve omurilikteki sinirlerin hasar görmesi nedeniyle koordinasyon ve denge sorunlarına sebep olabilir. Bu durum, düşme riskini artırabilir ve yürüme zorluğuna yol açabilir.</p>

<p> Kas Katılığı: MS hastalarında sıklıkla görülen spastisite, yani kas katılığı, hareketleri kısıtlar ve ağrıya neden olabilir.</p>

<p> Konuşma Problemleri: Sinir hasarı, konuşma kaslarını etkileyebilir, bu da konuşmada bozukluk, yavaşlama veya yutkunma zorluğuna neden olabilir.</p>

<p> Duygusal Değişiklikler: MS, duygusal dalgalanmalar, depresyon veya ani duygu değişimleri gibi psikolojik etkilere yol açabilir."</p>

<p> -MS tanısı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p> MS hastalarında engelliliğin önlenebilmesi için doğru ve erken tanının önemi olduğunu kaydeden Çağın,  “Hastanın öyküsü, nörolojik muayenesi, laboratuvar tetkikleri ve MR görüntülemeleri birlikte değerlendirilerek hastaya uygun tedavi başlanmaktadır” dedi.</p>

<p> -Tedavi</p>

<p> Bağışıklık sistemi üzerinden etki eden tedaviler uygulandığını belirten Çağın, şunları kaydetti:</p>

<p>“Bunlar arasında hap şeklinde, cilt altı veya kas içi, bazen de damar yolu ile uygulanan tedaviler yer almaktadır. Her hastada uygulanan tedavi o hastanın klinik, radyolojik ve laboratuvar bulgularına göre planlanmakta ve gerek duyulduğunda ilaçlar arasında geçişler yapılabilmektedir. Dünyada kullanılan ilaç tedavilerin önemli bir kısmına ülkemizde de ulaşılabilmektedir.</p>

<p>Bunların yanında diyetisyenlerin, fizyoterapistlerin, psikologların desteği ile multidisipliner destek sayesinde hastaların hastalıkları ile olan birlikteliklerine yardımcı olunmaktadır. Düzenli egzersiz, yoga, pilates, beslenme tarzında değişiklik gibi tamamlayıcı uygulamalar da yaşam kalitesine olumlu katkı sağlayabilmektedir.”</p>

<p> Çağın, Multipl skleroz (MS) hastalığının, merkezi sinir sistemini (beyin ve omurilik) etkileyen en yaygın hastalıklarından biri olduğunu kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/dunya-ms-farkindalik-gunukttb-erken-taninin-onemini-vurguladi</guid>
      <pubDate>Thu, 29 May 2025 16:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2025/05/1748518945264kttb-erken-tani-zihnini-koru.jpeg" type="image/jpeg" length="38954"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Öksürük sesinden hastalık tanısı koyabilen yazılım geliştirildi]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/oksuruk-sesinden-hastalik-tanisi-koyabilen-yazilim-gelistirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/oksuruk-sesinden-hastalik-tanisi-koyabilen-yazilim-gelistirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> Hitit Üniversitesi'nde farklı uzmanlık alanlarından akademisyenler, öksürük sesinden 6 hastalığın yanı sıra sağlıklı öksürüğü de teşhis edebilen yapay zeka destekli yazılım geliştirdi.</p>

<p>Üniversiteden iki biyoistatistik uzmanı, bilgisayar mühendisi, göğüs hastalıkları uzmanı ve gastroenteroloji uzmanı, insan seslerini matematiksel veri ve görüntülere dönüştürerek solunum yolu hastalıklarının teşhis edilebilmesine olanak sağlayacak yazılım üzerinde çalışmaya başladı.</p>

<p>Bir yılı aşkın süre devam eden çalışmalarda 75 kişiden alınan öksürük sesi, matematiksel veriye ve görsel grafiklere dönüştürüldü. Elde edilen veriler, derin öğrenme yöntemiyle KOAH, astım, bronşit, üst solunum yolu hastalıkları, zatürre, reflü gibi hastalıklardan kaynaklanan öksürük sesinin özellikleri yapay zekaya öğretildi.</p>

<p>Hastalık barındırmayan kontrol öksürüğünü de tespit edebilen, hastalıklara yüzde 91'in üzerinde başarı oranıyla tanı koyabilen yazılım projesi, TÜBİTAK tarafından desteklenmeye hak kazandı.</p>

<p>- Proje TÜBİTAK desteğiyle geliştirilecek</p>

<p>Hitit Üniversitesi Biyoistatistik Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Emre Demir, AA muhabirine, çalışmayla öksürük sesine ilişkin birçok parametre elde ettiklerini ve analiz edilmeye uygun hale getirdiklerini söyledi.</p>

<p>Elde edilen verileri yapay zekaya öğrettiklerini belirten Demir, "KOAH, astım, bronşit, üst solunum yolu hastalıkları, zatürre, reflü gibi hastalıkları öksürük sesinden teşhis edebiliyoruz." dedi.</p>

<p>Pilot uygulamada elde ettikleri yüzde 91 başarı oranını, TÜBİTAK desteğiyle temin edilecek gelişmiş ekipmanlarla yüzde 95'in üzerine çıkarabileceklerini kaydeden Demir, "Her bir hastadan 3 ses alacağız. Her bir hastalık grubundan en az 100 ses alacağız. 2 binin üzerinde ses verisi elde etmeyi planlıyoruz. Her sesi 10 farklı veriye dönüştüreceğiz. Belki 5 bin parametremiz olacak. Bu sayede çok daha kapsamlı veriler elde etmiş olacağız." diye konuştu.</p>

<p>- Hastalar cep telefonuyla kendisine teşhis koyacak</p>

<p>Projenin üçüncü aşamasında mobil yazılım geliştirmeyi hedeflediklerini vurgulayan Demir, şöyle devam etti:</p>

<p>"Projeyle nihai amacımız şu, binlerce ses verisinden derin öğrenme ve yapay zekayla bir model ortaya koyacağız. Bu modelin yüzde 95 oranında başarılı şekilde solunum yolu hastalıklarının tanısını koyacağını düşünüyoruz. Projenin üçüncü aşamasında, cep telefonuyla kaydedilecek öksürük sesiyle kişinin kendisine doğrudan solunum yolu tanısı koyacağı bir mobil uygulama geliştirmek istiyoruz."</p>

<p>Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalından Dr. Öğretim Üyesi Büşra Durak da öksürüğün göğüs hastalıkları polikliniğine en sık başvuru nedenlerinden olduğuna dikkati çekerek, "Öksürük bize hastalıklar hakkında çok önemli bulgular vermekte. Kuru öksürük, balgamlı öksürük, hırıltılı öksürük gibi öksürük çeşitleri var. Kuru öksürükle gelen hastalarda astım, reflü gibi hastalıkları düşünüyoruz. Balgamlı öksürükte gelen hastalarımızda ise KOAH, bronşit, pnömoni gibi hastalıkları düşünüyoruz." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hastalıkların tanısı için çeşitli laboratuvar ve görüntüleme tetkiklerine ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Durak, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Bu tetkikler hastaları yıpratabilmekte, sağlık sisteminde de ciddi yük oluşturabilmekte. Projeyle solunum sistemi hastalıklarında ses analizi yöntemiyle sadece öksürük seslerinden tanı koyabilmeyi amaçlıyoruz. Bu da hastalara daha hızlı tanı koymamızı, daha hızlı tedavi süreci ve sağlık sisteminde oluşabilecek ciddi yükü önlemeyi sağlayacağını düşünmekteyiz."</p>

<p>Gastroenteroloji kliniğinden uzman doktor İbrahim Durak ise reflünün kronik öksürüğün üçüncü sebebi olduğunu belirterek, "Biz normalde reflü tanısı için üst sindirim sistemi endoskopisi, PH metre gibi ciddi işlemler yapmak zorunda kalabiliyoruz. Öksürük sesinden tanı koyabilmek bizim açımızdan büyük kolaylık olacak. Hem sağlık sistemi üzerindeki büyük maddi yükünü hem de hasta yoğunluğunu azaltacak bir sistem. Projeyi ilk duyduğumdan beri heyecanlıyım." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/oksuruk-sesinden-hastalik-tanisi-koyabilen-yazilim-gelistirildi</guid>
      <pubDate>Wed, 28 May 2025 19:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2025/05/1748427065523-a-a-20250528-3810488.jpg" type="image/jpeg" length="18828"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ani ölümlerin nedeni ihmal edilen kalp hastalıkları olabilir]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/ani-olumlerin-nedeni-ihmal-edilen-kalp-hastaliklari-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/ani-olumlerin-nedeni-ihmal-edilen-kalp-hastaliklari-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, sahnede, ağaçta birdenbire ölüm vakalarının yaşanabildiğini belirterek, "Ani ölümler, genellikle ihmal edilen kalp hastalıkları ya da ritim bozuklukları gibi nedenlerle gerçekleşiyor." dedi.</p>

<p>Cander, sağlık kongreleri için geldiği Antalya'da, AA muhabirine, son yıllarda beklenmedik ani ölümlerin tıp dünyasında daha fazla dikkati çektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kalp krizlerine bağlı ani ölümlerde artış yaşandığını belirten Cander, "Kalp krizlerine bağlı özellikle ani ölümler çok fazla. Ağacın başında hayatını kaybetmiş insan görüyoruz. Normalde ağaçtan insan düşer, bir şey olmaz ama ağaçta nasıl ölüyor? Bu çok normal değil. Ani ölümlerin çok daha fazla irdelenmesi gerekiyor." diye konuştu.</p>

<p>Ani ölümlerin kalp ritim bozukluğu gibi nedenlerden de kaynaklanabileceğine dikkati çeken Cander, kalp durmalarına nasıl müdahale edileceği konusunda farkındalık yaratmak gerektiğini anlattı.</p>

<p>Cander, ani ölümlerin eskiden beri önemli olduğunu ancak son dönemde özellikle belirli yaş aralığında beklenmedik ölümlerin arttığını kaydetti.</p>

<p>- "Koruyucu önlemler yaşamsal önem taşıyor"</p>

<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde verdiği konser sırasında fenalaşıp hastanede hayatını kaybeden Volkan Konak'ın ani ölümünü hatırlatan Cander, Bartın'da budamak için çıktığı çınar ağacında fenalaşan Hasan Erdoğan'ın da ağaçta yaşamını yitirdiğine değindi.</p>

<p>Prof. Dr. Cander, şöyle konuştu:</p>

<p>"Sahnede, ağaçta birdenbire ölümlerin yaşandığını görüyoruz. Çok iyi olan birinin aniden kötüleşmesine de şahit oluyoruz. Ani ölümler, genellikle ihmal edilen kalp hastalıkları ya da ritim bozuklukları gibi nedenlerle gerçekleşiyor. Toplumsal bilinci artırarak koruyucu sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmamız gerekiyor. Üç ay önce kalp muayenesi yaptıran birinin bugün kalp krizi geçirmemesi gerekir. Bu tür koruyucu önlemler yaşamsal önem taşıyor."</p>

<p>Yaşanan ölümlerin altında bir hastalık ya da ihmal edilmiş bir kalp rahatsızlığı olabileceğini vurgulayan Cander, acil tıp uzmanları olarak bu konuları gündemlerine alarak, her zaman irdelediklerini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/ani-olumlerin-nedeni-ihmal-edilen-kalp-hastaliklari-olabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 03 May 2025 11:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2025/05/1746260654038-a-a-20250503-37830326-37830325-a-n-i-o-l-u-m-l-e-r-i-n-n-e-d-e-n-i-i-h-m-a-l-e-d-i-l-e-n-k-a-l-p-h-a-s-t-a-l-i-k-l-a-r-i-o-l-a-b-i-l-i-r.jpg" type="image/jpeg" length="19083"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fizyoterapistler Derneği fiziksel tıp ve rehabilitasyon hekimleri ile toplantı yaptı]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/fizyoterapistler-dernegi-fiziksel-tip-ve-rehabilitasyon-hekimleri-ile-toplanti-yapti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/fizyoterapistler-dernegi-fiziksel-tip-ve-rehabilitasyon-hekimleri-ile-toplanti-yapti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği, birlik yasası görüşmeleri kapsamında Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği üyesi olan fiziksel tıp ve rehabilitasyon hekimleri ile toplantı yaptı.</p>

<p>Dernekten yapılan açıklamaya göre, Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı &nbsp;Şahveren Yücel, Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği Asbaşkanı Münevver Özakalın ve Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi ve Girne Akçiçek Hastanesinde görev yapan hekimler Doktor Barış Yenen katıldı.</p>

<p>Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Şahveren Yücel, yasanın gerekçelerini ve aciliyetini belirterek, halk sağlığımı risk altında olduğunu, birçok sektörde masör, personal trainer, güzellik uzmanı ve stajyer öğrencilerin fizyoterapistlerin görev ve yetki sınırlarında olan uygulamaları yapmaya çalıştıklarını aktardı.</p>

<p>Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği Asbaşkanı Münevver Özakalın da, Avrupa Birliği projesi kapsamında birlik yasasının AB standartlarında yapılabilmesi için çalıştıklarını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplantıda, toplum sağlığını korumak adına hekimler ve fizyoterapistlerin iş birliği içerisinde olmasının önemine dikkat çekildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/fizyoterapistler-dernegi-fiziksel-tip-ve-rehabilitasyon-hekimleri-ile-toplanti-yapti</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Mar 2024 15:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/ftr-hekimleri-ile-gorusme.jpeg" type="image/jpeg" length="38329"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği: “Verem taramasında PPD testi şart"]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/kibris-turk-tabipleri-birligi-verem-taramasinda-ppd-testi-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/kibris-turk-tabipleri-birligi-verem-taramasinda-ppd-testi-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği, ülkede son dönemde tanı almış tüberküloz (TB) vakalarında artış olduğunu belirterek, tarama testlerinde bilimsel yol olan PPD’ye geçilmesi gerektiği kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada, “Bir halk sağlığı sorununa dönüşmeden öğrenci ve çalışma izinlerinde verem için PPD’ye, bilimsel yola ivedi dönülmelidir” denildi.</p>

<p>Birlik açıklamasında vakaların Kıbrıslı Türk olmadığına dikkat çekilerek, 2021’de 29, 2022’de 33 ve 2023’de 61, 2024’de de 12 vakanın tanı aldığı belirtildi.</p>

<p>“Vakaların Kıbrıslı Türk olmaması da dikkat çekicidir” denilen açıklamada, 2023’ün ikinci yarısında çalışma, oturma ve öğrenci izinleri için PPD yerine CRP’ye geçilmesi sonrası vaka sayılarında ciddi bir düşüş yaşanmasının “gerçekçi olmadığı” savunuldu.</p>

<p>Tüm gelişmiş ülke kılavuzlarının verem taraması için PPD’yi önerdiği vurgulanan açıklamada, “CRP ile ilgili bilimsel yayınlar Afrika ülkelerine, PPD erişimi olmayan ülkelere aittir. CRP genel bir inflamasyon göstergesi olup TB için spesifik bir test değildir. TB taramasında PPD testinin tercih edilmemesi ve yerine genel inflamasyonu gösteren CRP’nin tercih edilmesi kabul edilebilir değildir” ifadelerine yer verildi.</p>

<p>-Toplum sağlığını risk altında bırakıyor…&nbsp;”</p>

<p>Tarama amaçlı CRP’nin kullanıldığı bu yöntemde, CRP’si yüksek gelen kişilere akciğer grafisi çekildiği fakat bu uygulamada ciddi aksaklıklar bulunduğunu belirtilen açıklamada, “Akciğer grafilerinin çekilmesinde 2-3 aylık gecikmeler yaşanabilmektedir.&nbsp; Bu durumlarda tanıda yaşanan gecikmeler toplum sağlığını risk altında bırakmaktadır.” denildi.</p>

<p>-“ PPD testi verem taraması için şarttır”</p>

<p>“PPD testi verem taraması için şarttır” denilen açıklamada, PPD testinin uygulanabilirliğinin yöneticiler tarafından sağlanması, tedarik için gerekli girişimlerin sonuçlandırılmasının mümkün olduğu ifade edildi.</p>

<p>Bunun ülkedeki TB tarama hizmetlerini daha gerçekçi, bilimsel ve kabul edilebilir noktaya getireceği vurgulanan açıklamada, “Bir halk sağlığı sorununa dönüşmeden öğrenci ve çalışma izinlerinde verem için PPD’ye, bilimsel yola ivedi dönülmelidir” denildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/kibris-turk-tabipleri-birligi-verem-taramasinda-ppd-testi-sart</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Mar 2024 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/kttb-tuberkuloz.jpeg" type="image/jpeg" length="49805"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından "kalıcı oje cilt kanserini tetikleyebilir" uyarısı]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-kalici-oje-cilt-kanserini-tetikleyebilir-uyarisi-1-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-kalici-oje-cilt-kanserini-tetikleyebilir-uyarisi-1-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Güven Çayyolu Cerrahi Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Arzu Gökdemir Yanardağ, "kalıcı oje" işlemi sırasında cildin, UV ışınlarına maruz kaldığını ve sürekli olarak kalıcı oje yaptıran kişiler için bu durumun bir cilt kanseri tetikleyicisi olabileceğini belirtti.</p>

<p>Güven Hastanesi'nden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Uzm. Dr. Arzu Gökdemir Yanardağ, kalıcı oje uygulamaları sırasında tırnakların kimyasal maddelere maruz kaldığını vurgulayarak, "Bu kimyasallar tırnak plakasının üzerinde bulunur ve tırnakların daha ince, kırılgan ve zayıf olmasına yol açabilir. Bu nedenle, sürekli olarak kalıcı oje kullanmak, tırnakların zayıflamasına ve hatta kırılmasına neden olabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yanardağ, uygulama esnasında ellerin ultraviyole ışın altında bekletilmesinin ise cildin UV ışınlarına maruz kalmasına neden olduğunun altını çizerek, "Sürekli olarak kalıcı oje yaptıran kişiler için bu durum bir cilt kanseri tetikleyicisi olabilir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Yanlış ve hijyenik olmayan koşullarda yapılan manikür ve pedikür işlemlerinin tırnak sağlığı üzerindeki etkilerine dikkati çeken Yanardağ, anemi, vitamin-mineral eksiklikleri, travma, yaşlılık, hipotiroidizm, beslenme eksikliği, mantar enfeksiyonu, sık el yıkamak, deterjan ve dezenfektana sık maruziyet, sık yapılan kalıcı oje, protez tırnak, profesyonel kişilerce yapılmayan travmatik manikür-pedikür işlemlerinin tırnak yapısında bozulmalara kırılmaya ve renk değişikliklerine neden olabileceğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- "Sık tekrarlayan vakalarda cerrahi yöntemlere başvurulabilir"</p>

<p>Tırnak mantarının, tırnakta renk-şekil değişikliği ve tırnak altında boşluk oluşmasıyla fark edilebileceğini vurgulayan Yanardağ, şunları kaydetti:</p>

<p>"Erken müdahaleyle tamamen geri döndürülebilir. Tırnak yatağının kuru tutulması mantardan koruyucu bir önlemdir. Tırnak boyutu ile tırnak yatağı genişliği oranında dengesizlik, tırnakları sıkıştıran dar ayakkabılar ve çoraplar, tırnakları çok kısa kesmek, ayak tırnağının yaralanması gibi nedenler ise tırnak batmasına neden olabilir.</p>

<p>Tırnak batması tedavisi aşamalara göre planlanır. İlk aşamada uygulanan lokal tedavi, antibiyotikli kremlerle vakaların yüzde 60-70'inde iyileşme görülür. İlk aşamayı atlatan hastalara tırnak batmasının kronikleşmemesi için tırnak bakım eğitimi verilir. İkinci aşamada hastaya göre kremle birlikte sistemik tedavide uygulanabilir. Üçüncü aşamada oluşan tırnak ve et arasında granülasyon dokusu denilen farklı etli parçalar, kanayan, kuruyan ve kabuklanan alanlara müdahale edilmesi gerekir. Elektro koter gibi cihazlarla etli kısım ortadan kaldırılır. Tırnağın batan kısmının kesilmesi ya da tel uygulaması gibi farklı tedaviler uygulanabilir. Tırnağın tamamının alınması ve yeni gelen tırnağın düzgün olması da tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır. Bu tedavilere rağmen geçmeyen sık tekrarlayan vakalarda cerrahi yöntemlere başvurulabilir."</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-kalici-oje-cilt-kanserini-tetikleyebilir-uyarisi-1-1</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Mar 2024 16:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/shutterstock-1324842431.jpg" type="image/jpeg" length="98540"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gereksiz antibiyotik kullanımı direnç gelişimini olumsuz etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-direnc-gelisimini-olumsuz-etkiliyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-direnc-gelisimini-olumsuz-etkiliyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Koç Üniversitesi İş Bankası Enfeksiyon Hastalıkları Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Önder Ergönül, antibiyotiklerin gereksiz kullanıldığında ciddi sorunlara yol açtığını, bu sorunların en başında direnç gelişmesinin geldiğini söyledi.</p>

<p>Ergönül, AA muhabirine, salgına yol açabilen enfeksiyonlar ve antimikrobiyal direnç gelişimi üzerine odaklandıklarını belirtti.</p>

<p>Bu iki ana konunun, dünyanın da uğraştığı enfeksiyon hastalıkları açısından önemli olduğunun altını çizen Ergönül, "Bu konularda erken tanı sistemleri, tanı testleri, alternatif ilaç çalışmaları ve klinik çalışmalar yapmaktayız ve toplumda problem olan konulara çözüm önerileri getirmekteyiz. Bunu diğer meslektaşlarla paylaşıp bilinçlendirecek şekilde aydınlatma çalışmaları ve bilgilendirme faaliyetleri yürütmekteyiz." şeklinde konuştu.</p>

<p>Kovid-19 salgınından sonra influenza A'nın tekrar önem kazanmaya başladığına dikkati çeken Ergönül, RSV ve Rhino virüs gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan virüsler ön planda olmak üzere enfeksiyonların yine ilk sırada yer aldığını kaydetti.</p>

<p>Ergönül, "Kasım ve aralık aylarında influenza enfeksiyonunun artışa geçtiğini söyleyebiliriz. İkinci planda Kovid-19 vardı. Ülkemizde özellikle şubat ve mart aylarında influenza B daha çok görülür. Şimdi onu görmeye başladık. Kovid-19 yine olabilmekte ancak vurgulayalım ki aşısı olmayan kişilerde çok daha fazla görülmektedir." dedi.</p>

<p>Enfeksiyon hastalıklarının en çok ileri yaşlardaki kişileri, çocukları ve bağışıklık yetmezliği olanları etkilediğini ifade eden Ergönül, bu grubun aynı zamanda aşılanma için de önemli bir grup olarak öne çıktığını anlattı.</p>

<p>- "Enfeksiyon hastalıkları uygun şekilde tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlara neden oluyor"</p>

<p>Ergönül, enfeksiyon hastalıklarının uygun bir şekilde tedavi edilmediği durumlarda ciddi komplikasyonlara ve hatta ölüme neden olabileceğini vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Örneğin bu kişiler yoğun bakımlarda kalabilir ya da uzun hastane yatışları olabilir. Hastanede yatan kişilere bakarsak özellikle Kovid enfeksiyonlarının aşısız kişileri etkilediğini ve onların daha çok hastanede yattığını, yoğun bakım ihtiyacı olduğunu ve belki de hayatını kaybettiğini görürüz. Salgın döneminde gördüğümüz gibi bugün de aşılar bizim için çok önemli. Influenza aşısı da çok kritik önem taşıyor."</p>

<p>Ergönül, antibiyotiklerin gereksiz kullanıldığında ciddi sorunlara yol açtığını, bu sorunların en başında direnç gelişmesinin olduğunu söyledi.</p>

<p>Türkiye'nin antibiyotik tüketiminde üst sıralarda yer aldığını ve buna bağlı olarak direnç gelişiminin yüksek olduğuna işaret eden Ergönül, "Antibiyotik kullanan kimselerde yan etkiler ortaya çıkıyor. Bu yan etkiler de çok çeşitli. Gereksiz antibiyotik tüketimin azalması gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Ergönül, etkenin bakteri olduğu durumlarda antibiyotik kullanımının önemli olduğunu ancak etkenin virüs olduğu durumlarda antibiyotik kullanımının etki etmeyeceğini dile getirerek, "Üst solunum yolu enfeksiyonlarında en sık etkenler virüslerdir dolayısıyla antibiyotikler etki etmezler. Son enfeksiyonların yüzde 80 ve üzerindeki nedeni de virüslerdir. Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak gerekir." diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-direnc-gelisimini-olumsuz-etkiliyor-1</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Mar 2024 14:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/annnt.jpg" type="image/jpeg" length="88929"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından "kalıcı oje cilt kanserini tetikleyebilir" uyarısı]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-kalici-oje-cilt-kanserini-tetikleyebilir-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-kalici-oje-cilt-kanserini-tetikleyebilir-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güven Çayyolu Cerrahi Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Arzu Gökdemir Yanardağ, "kalıcı oje" işlemi sırasında cildin, UV ışınlarına maruz kaldığını ve sürekli olarak kalıcı oje yaptıran kişiler için bu durumun bir cilt kanseri tetikleyicisi olabileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güven Hastanesi'nden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Uzm. Dr. Arzu Gökdemir Yanardağ, kalıcı oje uygulamaları sırasında tırnakların kimyasal maddelere maruz kaldığını vurgulayarak, "Bu kimyasallar tırnak plakasının üzerinde bulunur ve tırnakların daha ince, kırılgan ve zayıf olmasına yol açabilir. Bu nedenle, sürekli olarak kalıcı oje kullanmak, tırnakların zayıflamasına ve hatta kırılmasına neden olabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yanardağ, uygulama esnasında ellerin ultraviyole ışın altında bekletilmesinin ise cildin UV ışınlarına maruz kalmasına neden olduğunun altını çizerek, "Sürekli olarak kalıcı oje yaptıran kişiler için bu durum bir cilt kanseri tetikleyicisi olabilir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Yanlış ve hijyenik olmayan koşullarda yapılan manikür ve pedikür işlemlerinin tırnak sağlığı üzerindeki etkilerine dikkati çeken Yanardağ, anemi, vitamin-mineral eksiklikleri, travma, yaşlılık, hipotiroidizm, beslenme eksikliği, mantar enfeksiyonu, sık el yıkamak, deterjan ve dezenfektana sık maruziyet, sık yapılan kalıcı oje, protez tırnak, profesyonel kişilerce yapılmayan travmatik manikür-pedikür işlemlerinin tırnak yapısında bozulmalara kırılmaya ve renk değişikliklerine neden olabileceğini vurguladı.</p>

<p>- "Sık tekrarlayan vakalarda cerrahi yöntemlere başvurulabilir"</p>

<p>Tırnak mantarının, tırnakta renk-şekil değişikliği ve tırnak altında boşluk oluşmasıyla fark edilebileceğini vurgulayan Yanardağ, şunları kaydetti:</p>

<p>"Erken müdahaleyle tamamen geri döndürülebilir. Tırnak yatağının kuru tutulması mantardan koruyucu bir önlemdir. Tırnak boyutu ile tırnak yatağı genişliği oranında dengesizlik, tırnakları sıkıştıran dar ayakkabılar ve çoraplar, tırnakları çok kısa kesmek, ayak tırnağının yaralanması gibi nedenler ise tırnak batmasına neden olabilir.</p>

<p>Tırnak batması tedavisi aşamalara göre planlanır. İlk aşamada uygulanan lokal tedavi, antibiyotikli kremlerle vakaların yüzde 60-70'inde iyileşme görülür. İlk aşamayı atlatan hastalara tırnak batmasının kronikleşmemesi için tırnak bakım eğitimi verilir. İkinci aşamada hastaya göre kremle birlikte sistemik tedavide uygulanabilir. Üçüncü aşamada oluşan tırnak ve et arasında granülasyon dokusu denilen farklı etli parçalar, kanayan, kuruyan ve kabuklanan alanlara müdahale edilmesi gerekir. Elektro koter gibi cihazlarla etli kısım ortadan kaldırılır. Tırnağın batan kısmının kesilmesi ya da tel uygulaması gibi farklı tedaviler uygulanabilir. Tırnağın tamamının alınması ve yeni gelen tırnağın düzgün olması da tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır. Bu tedavilere rağmen geçmeyen sık tekrarlayan vakalarda cerrahi yöntemlere başvurulabilir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-kalici-oje-cilt-kanserini-tetikleyebilir-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Mar 2024 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/thumbs-b-c-34ff5d4cb27d9fa909fcfd6e604977461.jpg" type="image/jpeg" length="35041"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sigara içenlerde iç organ yağlanması, içmeyenlere göre daha fazla olabilir]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/sigara-icenlerde-ic-organ-yaglanmasi-icmeyenlere-gore-daha-fazla-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/sigara-icenlerde-ic-organ-yaglanmasi-icmeyenlere-gore-daha-fazla-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, sigara içenlerde iç organ yağlanmasının, içmeyenlere göre daha fazla olabileceğini tespit etti.</p>

<p>Addiction dergisinde yayımlanan araştırmada, bilim insanları yaklaşık 1,7 milyon sigara kullanıcısının verilerini inceledi.</p>

<p>Kopenhag Üniversitesinden araştırmacılar, bu kapsamda sigara içilmesinin iç organ yağlanmasını artırabildiğini ortaya koydu.</p>

<p>Araştırma ekibi lideri Dr. German Carrasquilla, araştırmaya dair "Halk sağlığı açısından bakıldığında, bu bulgular sigara içmeyi önlemeye ve azaltmaya yönelik çabaların önemini güçlendiriyor. Çünkü bu iç organlardaki yağların ve bununla ilişkili tüm kronik hastalıkların azaltılmasına da yardımcı olabilir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Carrasquilla, iç organ yağlanması riskini düşürmenin, diğer önemli hastalık risklerini de düşürdüğünü ifade etti.</p>

<p>Uzmanlar, iç organları saran bu yağlanma türünün kalp hastalıkları, diyabet, demans ve felç riskiyle ilişkisi olduğu uyarısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim insanları, daha zayıf vücut tipine sahip kişilerde de önemli ölçüde iç yağlanma olabileceğine, bunun da ciddi hastalık riski teşkil ettiğine dikkati çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/sigara-icenlerde-ic-organ-yaglanmasi-icmeyenlere-gore-daha-fazla-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 21 Mar 2024 15:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/smoking-cigarettes-1.jpg" type="image/jpeg" length="36207"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Ramazan ayında da sağlıklı ve güvenilir gıda maddeleri tüketilmeli”]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/ramazan-ayinda-da-saglikli-ve-guvenilir-gida-maddeleri-tuketilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/ramazan-ayinda-da-saglikli-ve-guvenilir-gida-maddeleri-tuketilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (KTMMOB) Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Beste Oymen, gıda zehirlenmelerinin yaşanmadığı, gıda israfının yapılmadığı, gıda arzında bir sıkıntının yaşanmadığı ve gıdanın hakça paylaşıldığı bir Ramazan ayı geçirilmesi dileğinde bulundu.</p>

<p>Oymen, yaptığı yazılı açıklamada,&nbsp;Ramazan ayında gıda güvenliği açısından dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı. Beste Oymen,&nbsp;Ramazan ayıyla birlikte beslenme düzeni ve alışkanlıkların tümüyle değiştiğini, açlık süresinin uzadığını dolayısıyla her zaman olduğu gibi bu dönemde de dengeli beslenme ile birlikte sağlıklı ve güvenilir gıda maddeleri tüketmenin büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Azalan gelir düzeyi göz önünde bulundurulduğunda, Ramazan alışverişi yapacak olan tüketicilere önemli sorumluluklar düştüğünü belirten Oymen, özellikle de alım gücü düşük olan kesimin, göreceli ucuz olduğu için merdiven altı, kayıt dışı, uygunsuz ürünlere, sokakta, dökme veya ambalajsız olarak, neredeyse hammadde fiyatına satılan gıdalara yönelmesinin halk sağlığı açısından risk oluşturduğunu kaydetti.</p>

<p>-“Etiket okuyarak, alışveriş yapmak gıda güvenliğini artırır”</p>

<p>Etiket okuyarak alışveriş yapmanın gıda güvenliğini artırdığına dikkat çeken Oymen, “Her tüketici aynı zamanda bir denetçidir” dedi. Ramazan ayı ile birlikte toplu tüketim noktalarında iftar saatlerinde olağanüstü bir yoğunluk olduğunu ifade eden Oymen, şöyle devam etti:</p>

<p>“Hızlı ve eş zamanlı servis yapılmasının gerekliliği düşüncesi ile yemekler saatler öncesinde hazırlanmaktadır. Eğer hazırlanan yemekler doğru sıcaklıklarda muhafaza edilmez ise oluşacak mikrobiyolojik üremeler insan sağlığını tehdit edebilmektedir.”</p>

<p>Özellikle toplu yemek servisinin yapıldığı yerlerde hazırlanan yemeklerin, iftar öncesinde sıcaklığın kontrol altına alındığı koşullarda bekletilmesi gerektiğini belirten Oymen, şunlara dikkat çekti:</p>

<p>“Sıcak tutulacak gıdalar yeterince sıcak (sıcaklığı 65 °C seviyesinin altına düşmemelidir), soğuk tüketilecek gıdalar yeterince soğuk ( 4°C ve altındaki sıcaklıklarda) muhafaza edilmeli ve saatler öncesinden masalara servisi yapılmamalıdır.”</p>

<p>Bozulduğundan kuşkulanılan gıdaların tüketilmemesi, tüketime sunulmaması gerektiğini ifade eden Oymen, çiğ, az ya da yarı pişmiş yemek yeme alışkanlıklarından uzak durulmasının önemini vurguladı.</p>

<p>Taze et, balık veya kanatlı etlerinin gıda zehirlenmesine yol açan hastalık yapıcı mikorganizmaları yok etmeye yetecek güvenli bir iç sıcaklık seviyesinde pişirilmesi gerektiğini belirten Oymen, şu bilgileri verdi:</p>

<p>“Tüm kanatlı etleri merkez noktası 74°C, yumurta ve yumurta ile yapılan yemekler merkez noktası 74°C, kıyma(köfte) merkez noktası 74°C, biftek, rosto ve pirzola merkez noktası 63°C, deniz ürünleri merkez noktası 63°C ulaşmalıdır.”</p>

<p>Çiğ et, tavuk, balık ve yumurtaya dokunduktan sonra ellerin yıkanması gerektiğini kaydeden Oymen, yapılması ve yapılmaması gerekenleri şöyle sıraladı:</p>

<p>“Çiğ et, tavuk, hindi ve yumurtayı yıkamayınız. İyice pişirmek olası zararlı mikroorganizmaları zaten öldürür.</p>

<p>Çiğ et ürünleri ve pişmiş gıdalar için daima ayrı kesme tahtası, bıçak, tabak, kaşık vs. kullanınız.</p>

<p>Pişmiş gıdaları hemen tüketiniz, daha sonra tüketecekseniz hızlıca soğutup, soğumasını takiben buzdolabında saklayınız. Oda ısısında 2 saatten fazla bekletmeyiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ambalajı bozulmuş ve yırtılmış gıdaları satın almayınız. Konservelerde bombaj yapmış, hasar görmüş, paslanmış veya çentikli olanlar satın alınmamalıdır.</p>

<p>Ürünlerin son kullanım tarihini mutlaka kontrol ediniz, tarihi geçmiş ürünleri kesinlikle tüketmeyiniz.”</p>

<p>Et, tavuk, balık gibi çabuk bozulabilen gıdaların ve dondurulmuş ürünlerin alışverişin sonunda alınması önerisinde bulunan Oymen, mikrobiyolojik bozulma riski yüksek olan bu ürünlerin soğuk zincir içinde satışa sunulduğundan, emin olunması gerektiğini vurguladı. “Donmuş ürünler en az -18°C, soğuk dolaplar en fazla +4 °C olmalıdır” diyen Oymen, bu tür gıdaların uygun sıcaklık koşullarında muhafaza edilerek, kısa sürede tüketilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>İftarda tüketilen yemeklerin, sahura kadar oda ısısında tutulmaması, yemeklerin tekrar tekrar ısıtılmasından kaçınılması, yemeklerin yenilecek miktarlarda ısıtılması ve kısa süre içinde tüketilmesi gerektiğini ifade eden Oymen, “Yemekler yeniden tüketilirken 75 °C kadar ısıtılmalıdır. Et yemekleri buzdolabında 1-2 günden fazla, &nbsp;etsiz yemekler ise 3-4 günden fazla bekletilmemelidir” dedi.</p>

<p>-“Çözülmüş ürünü bir daha dondurmayınız”</p>

<p>Dondurulmuş ürünlerin asla ortam sıcaklığında çözündürülmemesi, buzdolabında (4 °C) ya da mikrodalga fırında çözündürülmesi gerektiğini kaydeden Oymen, “Çözülmüş ürünü bir daha dondurmayınız” dedi. Beste Oymen, sebze ve meyvelerin iyi bir şekilde yıkandıktan sonra tüketilmesi gerektiğini de ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/ramazan-ayinda-da-saglikli-ve-guvenilir-gida-maddeleri-tuketilmeli</guid>
      <pubDate>Mon, 18 Mar 2024 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/gida-muhendisleri-odasi.jpg" type="image/jpeg" length="40134"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MS Farkındalık Ayı]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/ms-farkindalik-ayi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/ms-farkindalik-ayi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kıbrıs Türk Multiple Skleroz Derneği Başkanı Sibel Hançerli, MS’in kesin tedavisi olmasa da, tıptaki gelişmeler, erken tanı ve doktor kontrolünde alınacak önlemlerle yaşanan sıkıntıların azaldığını belirterek, “Toplumdan ve devletten beklentimiz yanımızda olup bize destek olmalarıdır” dedi.</p>

<p>MS Derneği Başkanı Hançerli, mart ayının MS Farkındalık Ayı olması nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, ilaç eksikliği ve istihdam sorunlarına dikkat çekerek, “MS Farkındalık Ayı’nda tek derdimiz MS hastalığı hakkında bilgilenme ve bilgilendirme, farkındalık yaratma olsun çok isterdik” ifadesini kullandı.</p>

<p>İşini kaybetme endişesiyle bazı MS hastalarının hastalığını saklamak zorunda kaldığını belirten Hançerli, özellikle genç yetişkinlerde görülen hastalık nedeniyle MS hastalarının iş bulma konusunda sorun yaşadığını kaydetti. Hançerli, kamuda istihdam konusundaki sıkıntıların devam ettiğini de ifade etti.</p>

<p>MS hastalığının doğası gereği yaşanan sıkıntılara eklenen diğer sorunlar nedeniyle hastaların zor zamanlar geçirdiğini kaydeden Hançerli, gelecek kaygısının, stresin hastalığı tetiklediğine dikkat çekti.</p>

<p>MS’in ataklarla kendini belli eden kronik sinir sistemi hastalığı olduğunu ve daha çok 20- 40 yaş arasındaki genç yetişkinlerde görüldüğünü ifade eden Hançerli, hastalığın kesin tedavisi olmasa da, tıptaki gelişmeler, erken tanı ve doktor kontrolünde alınacak önlemlerle yaşanan sıkıntıların azaldığını belirtti.</p>

<p>Hançerli, MS’in belirtilerinin arasında bulanık veya çift görme, görme kaybı, vücutta uyuşma/karıncalanma, kollarda ve bacaklarda güçsüzlük, idrar tutukluğu-kaçırma, kabızlık, baş dönmesi, denge sorunu, kronik yorgunluk, unutkanlık olduğunu ve hastaların belirtilerin birini veya bir kaçını yaşayabildiğini kaydetti.</p>

<p>“Birlikte yaşanması imkansız olmayan ama oldukça zor olan hastalığın genç erişkinleri daha çok etkilemesi, hastalıkla yaşam süresine bir de atakların eklenmesi, durumu oldukça güçleştirmektedir” diyen Hançerli, MS’in hayatı tehdit eden bir hastalık olmadığını ancak bazı hastalarda ileriki yaşlarda hareket ve bilişsel kayıplara rastlanabildiğini belirtti.</p>

<p>-“Dilerim sesimiz duyulur ve 2024’te bu sorunların hiçbirinden bahsetmeyiz”</p>

<p>Hançerli, “Dilerim sesimiz duyulur ve 2024’te bu sorunların hiçbirinden bahsetmeyiz. Toplumdan ve devletten beklentimiz yanımızda olup bize destek olmalarıdır. MS’i öğrensinler, beniMSesinler ve destek olsunlar. Biz MS’e ve sesimizi duymayan yöneticilere inat gülüMSemeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Birlikten güç doğduğuna vurgu yapan Hançerli, hastaları ve ailelerini derneğe üye olmaya çağırdı.</p>

<p>-Etkinlikler</p>

<p>Hançerli, MS hastaları ve yakınlarının, LTB Başkanı Mehmet Harmancı ile birlikte, 21 Mart Perşembe saat 10.00’da gezi treniyle Lefkoşa turu yapıp, MS hakkında bilgilendirici broşür dağıtacağını duyurdu.ı duyurdu.</p>

<p>Sibel Hançerli ayrıca, 23 Mart Cumartesi saat 15.00’te dernek binasında, Fizyoterapist Ergenç Soytaç’ın, “MS’in farkındayım, MS hastalarının yanındayım” başlıklı sunum yapacağını belirterek, MS hastalarını ve ilgi duyanları etkinliğe davet etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/ms-farkindalik-ayi</guid>
      <pubDate>Thu, 14 Mar 2024 11:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/ms-ayi-dernek-aciklamasi.jpg" type="image/jpeg" length="64809"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından tok tutan besin önerileri]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-tok-tutan-besin-onerileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-tok-tutan-besin-onerileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Asya Naz Al, sahur sofralarında daha fazla tok tutan ve kan şekerini dengeleyen besinlerin tüketilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamada Al, iftara kadar tokluk hissi veren besinlere ilişkin bilgi verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yumurtanın yüksek protein içeriği sayesinde tokluk hissi sağlarken vücudun enerjisini de dengelediğini belirten Al, yoğurdun da protein ve probiyotik içeriğiyle sindirimi düzenlediğini ve tokluk hissini artırdığını vurguladı.</p>

<p>Al, yüksek lif ve protein içeriği zengin mercimek, nohut, fasulye gibi kuru baklagillerin, kepekli ekmek, bulgur, esmer pirinç gibi kepekli tahılların sindirimi yavaşlattığını ve tokluk süresini uzattığını aktardı.</p>

<p>Lif açısından zengin sebzelerin tokluk hissini artırdığına değinen Al, badem, ceviz, fındık gibi kuruyemişler ile keten ve chia tohumunun sağlıklı yağ ve lif açısından zengin olduğundan dolayı tok tuttuğunu aktardı.</p>

<p>Al, oruç tutarken dengeli bir beslenme programı ile enerji ihtiyacının karşılanabileceğini aktararak, protein, lif ve sağlıklı yağlar içeren besinlerin ramazanda daha fazla tüketilmesi gerektiğine dikkati çekti.</p>

<p>İftar ve sahur öğünlerinde protein açısından zengin gıdalar tüketmenin kas onarımı için de önemli olduğunun altını çizen Al, şunları kaydetti:</p>

<p>"Tavuk, balık, yumurta, yoğurt ve süt gibi protein içeriği yüksek besinleri tercih edin. Lif açısından zengin gıdalar sindirimi düzenlerken tokluk hissini artırır. Bu da gün boyu enerji seviyenizi korur. Kepekli tahıllar, kuru baklagiller, sebze ve meyve gibi lif açısından zengin gıdaları tüketmek sindirimi iyileştirir ve kan şekeri seviyesini dengeler. Zeytinyağı, avokado, kuruyemişler ve tohum gibi sağlıklı yağlar vücudun ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlar."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-tok-tutan-besin-onerileri</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Mar 2024 13:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/thumbs-b-c-e0a1ff254d4a6a85b5c1daba49d2a39f.jpg" type="image/jpeg" length="95917"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[6 Mart Dünya Lenfödem Günü]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/6-mart-dunya-lenfodem-gunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/6-mart-dunya-lenfodem-gunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği, “6 Mart Dünya Lenfödem Günü” kapsamında söyleşi düzenliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzman Fizyoterapist ve Lenfödem Terapisti Emine Kütüküt’ün konuşmacı olacağı söyleşi, yarın 17.30-18.30 saatleri arasında Gönyeli Belediyesi Konferans Salonu’nda yapılacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/6-mart-dunya-lenfodem-gunu</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Mar 2024 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/etkinlik.jpeg" type="image/jpeg" length="88317"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
