<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Kıbrıs Genç TV- Halkın Televizyonu</title>
    <link>https://www.kibrisgenctv.com</link>
    <description>Güncel Son Dakika Haberleri</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.kibrisgenctv.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 16 Aug 2026 19:41:21 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Burun çekmek üst solunum yolu enfeksiyonlarını tetikleyebiliyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/burun-cekmek-ust-solunum-yolu-enfeksiyonlarini-tetikleyebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/burun-cekmek-ust-solunum-yolu-enfeksiyonlarini-tetikleyebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Üniversitesi Çamlıca Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhammet Fatih Topuz, burun akıntısının içeriye doğru çekilmesiyle bakteri ve virüslerin geniz bölgesine taşındığını ve bu durumun tekrarlayan enfeksiyonlara neden olabileceğini belirtti.</p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, gün içinde sıkça yapılan burun çekme hareketi, basit bir alışkanlık gibi görünse de uzun vadede hem boğaz hem de kulak sağlığını etkileyebiliyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Muhammet Fatih Topuz, burun çekmeyle akıntının içinde bulunan bakteri ve virüslerin boğaz bölgesine taşındığını anlattı.</p>

<p>Topuz, buna bağlı olarak tekrarlayan öksürük, genizde yanma, sık boğaz enfeksiyonları ve kronik farenjit gibi sorunların ortaya çıkabildiğini kaydetti.</p>

<p>Burun çekmenin kulak sağlığını da etkileyebileceğini vurgulayan Topuz, "Kulak ile geniz arasında östaki borusu dediğimiz bir kanal bulunur. Bu kanal orta kulağın havalanmasını sağlar. Basınç dengesi bozulduğunda özellikle çocuklarda tekrarlayan kulak enfeksiyonları, orta kulakta sıvı birikimi ve işitme kaybı görülebilir." değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Topuz, burun çekmenin en sık nedeninin burun tıkanıklığı ve akıntı olduğunu belirterek "Alerjik rinit, sinüzit, burun eti ve geniz eti gibi durumlar bu şikayete yol açabilir. Öncelikle altta yatan nedenin tedavi edilmesi gerekir. Gerekli durumlarda medikal tedavi ya da cerrahi müdahale planlanabilir." ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burun temizliğinin doğru şekilde yapılması gerektiğine dikkati çeken Topuz, serum fizyolojik ya da deniz suyu gibi solüsyonlarla burun içinin temizlenmesini önerdi.</p>

<p>Topuz, burun çekme alışkanlığının basit bir refleks gibi görünse de uzun vadede hem sağlık sorunlarına hem de sosyal rahatsızlıklara yol açabileceğini aktardı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/burun-cekmek-ust-solunum-yolu-enfeksiyonlarini-tetikleyebiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2026/07/1783497240643thumbs-b-c-907f5308492901050ed675c004f2f861.webp" type="image/jpeg" length="75180"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okta: “Susamayı beklemeden su içmek sağlıklı bir alışkanlık”]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/okta-susamayi-beklemeden-su-icmek-saglikli-bir-aliskanlik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/okta-susamayi-beklemeden-su-icmek-saglikli-bir-aliskanlik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi (KSTU) Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Pınar Gökensel Okta, yazda yükselen hava sıcaklıklarıyla birlikte vücudun sıvı ihtiyacının arttığını, sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Üniversiteden verilen bilgiye göre, su tüketimiyle ilgili açıklamalarda bulunarak yaz aylarında herkesin normalden daha fazla sıvı tüketmesi gerektiğini ifade eden Okta, "Bu kayıpların yeterince karşılanmaması durumunda halsizlik, baş ağrısı, dikkat eksikliği ve performans düşüklüğü gibi çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkabilir." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaybedilen sıvının yerine konulmamasının "dehidratasyon" (susuzluk) olarak adlandırılan duruma yol açabileceği uyarısında bulunan Okta, susamayı beklemeden gün boyunca düzenli aralıklarla su içmenin sağlıklı bir alışkanlık olduğunu belirtti.</p>

<p>Suyun insan vücudunun temel yapı taşlarından biri ve yaşamın devamı için vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Pınar Gökensel Okta, yetişkin bireylerin günde ortalama 2 ile 2,5 litre (10-14 su bardağı) su tüketmesini önerdi.</p>

<p>Günlük su ihtiyacının yaş, ağırlık, sağlık durumu ve fiziksel aktivite düzeyine göre değişiklik gösterebileceğini söyleyen Okta; besinlerin sindirilmesi, vücut sıcaklığının dengelenmesi ve zararlı maddelerin uzaklaştırılması gibi birçok görevi üstlenen suyun her zaman birinci tercih olması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Okta sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Suyun yanında ayran, süt, kefir, yüzde 100 şekersiz meyve suları ve maden suyu gibi içecekler vücudun sıvı ve mineral dengesini destekleyebilir. Karpuz, kavun, üzüm, kiraz ve salatalık gibi su oranı yüksek meyve ve sebzeler, ölçülü tüketilmek şartıyla günlük sıvı ihtiyacına katkı sağlar. Şekerli içecekler, enerji içecekleri ve aşırı kafein tüketiminden kesinlikle kaçınılmalıdır. Suyu daha rahat içebilmek için içine limon, salatalık, nane, çilek veya elma gibi doğal aromalar eklenebilir.”</p>

<p>Okta, gün boyunca kişilerin yanlarında bir su şişesi bulundurmasının, yemeklerde içecek olarak suyu tercih etmesinin ve spor öncesiyle sonrasında su içmenin su tüketimini alışkanlık haline getirmede etkili olacağının altını çizerek, yeterli su tüketiminin yaz aylarında hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı koruduğunu hatırlattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/okta-susamayi-beklemeden-su-icmek-saglikli-bir-aliskanlik</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2026/07/1783237128299su-tuketimi.jpeg" type="image/jpeg" length="95452"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İklim değişikliği halk sağlığını da tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/iklim-degisikligi-halk-sagligini-da-tehdit-ediyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/iklim-degisikligi-halk-sagligini-da-tehdit-ediyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Erdoğan Öz, iklim değişikliğinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirterek "İklim değişikliği herkesi etkiliyor ancak bebekler, çocuklar, yaşlılar, gebeler, lohusalar, emziren anneler, kronik hastalığı olanlar, düzenli ilaç kullananlar ve açık alanda çalışanlar iklim değişikliğinin etkilerini daha ağır hissedebiliyor." dedi.</p>

<p>Öz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, iklim değişikliğinin sıcaklık, yağış, kuraklık ve aşırı hava olaylarında uzun yıllar içinde meydana gelen değişimleri ifade ettiğini söyledi.</p>

<p>İklim değişikliğinin halk sağlığı üzerindeki etkilerine dikkati çeken Öz, "İklim değişikliği sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda halk sağlığını tehdit eden önemli bir unsur. Artan sıcaklıklar ve sıcak hava dalgaları, su ve gıda güvenliğini tehdit ediyor, hava kirliliğini artırıyor. Öte yandan ruh sağlığı üzerinde de olumsuz etkilere yol açıyor. Bu nedenle iklim değişikliğini önemli bir halk sağlığı tehdidi olarak görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Meteorolojik uyarıların yakından takip edilmesinin önemini vurgulayan Öz, "Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarıları ile Sağlık Bakanlığının sağlık tedbirlerine yönelik uyarılarını yakından takip edersek iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmemiz mümkün." diye konuştu.</p>

<p>- "İklim değişikliği kırılgan nüfusu daha fazla etkiliyor"</p>

<p>İklim değişikliği nedeniyle su ve gıda güvenliğini tehdit eden unsurların daha görünür hale geldiğini belirten Öz, Sağlık Bakanlığı olarak bu alandaki gelişmeleri erken uyarı ve izlem sistemleriyle 7 gün 24 saat takip ettiklerini aktardı.</p>

<p>Öz, iklim değişikliğinin özellikle kırılgan nüfus açısından önemli riskler oluşturduğuna işaret ederek "İklim değişikliği herkesi etkiliyor ancak bebekler, çocuklar, yaşlılar, gebeler, lohusalar, emziren anneler, kronik hastalığı olanlar, düzenli ilaç kullananlar ve açık alanda çalışanlar iklim değişikliğinin etkilerini daha ağır hissedebiliyor." ifadesini kullandı.</p>

<p>Sağlık Bakanlığının iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yürüttüğü çalışmaların "İklim Değişikliği ve Sağlık Eylem Planı" doğrultusunda sürdürüldüğünü anımsatan Öz, 2025'te yürürlüğe giren İklim Kanunu sonrasında iklime dayanıklı ve düşük karbonlu sağlık sistemi yaklaşımını kapsayacak şekilde eylem planının sürekli güncellendiğini, çalışmaların Bilimsel Danışma Kurulunun önerileri doğrultusunda yürütüldüğünü söyledi.</p>

<p>- Yapay zeka destekli sistemlerle takip</p>

<p>Öz, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerini yapay zeka destekli sistemlerle izlediklerine dikkati çekerek şöyle konuştu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından sıcaklık artışı, aşırı hava olayları, kuraklık ve yağışa ilişkin verileri dijital ortamda alıyoruz. Bu verileri sağlık bilgi sistemlerimizdeki verilerle eşleştirerek yapay zeka desteğiyle analiz ediyor, ortaya çıkabilecek tehditleri önceden tespit ediyoruz. Elde ettiğimiz sonuçları ulusal ve il bazında değerlendiriyor, uluslararası verilerle karşılaştırarak çalışmalarımızı buna göre düzenliyoruz."</p>

<p>Öte yandan Öz, Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'nda (COP31) sağlığın öncelikli müzakere başlıkları arasında yer alacağını belirtti.</p>

<p>Konferansta sağlık sisteminin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığının artırılması, uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi, aşırı hava olayları, kuraklık ve yağışların sağlık sistemi üzerindeki etkileri ile bu etkilerin erken uyarı sistemleriyle azaltılmasına yönelik çalışmaların ele alınacağını ifade etti.</p>

<p>Öz, su ve gıda güvenliğini tehdit eden unsurlara yönelik alınacak tedbirlerin yanı sıra kırılgan nüfusu etkileyebilecek hastalıkların yakından izlenmesi amacıyla eylem planlarını da bu doğrultuda güncelleyeceklerini kaydetti.</p>

<p>- "10.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkılmamalı"</p>

<p>İklim değişikliğinin ve sıcaklığın herkesi etkilediğini ancak bazı kırılgan nüfusu daha fazla etkilediğini vurgulayan Öz, şunları kaydetti:</p>

<p>"Çok sıcak havalarda, özellikle güneş ışınlarının en etkili olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı. Zorunlu durumlarda gölgelik alanlar tercih edilmeli, şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalı. Çocuklar, bebekler ve evcil hayvanlar sıcak havalarda kesinlikle araç içinde bırakılmamalı. Vatandaşlarımızın da güneşin etkisinin en yoğun olduğu saatlerde denize girmelerini önermiyoruz. Baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, terleme, bilinç bulanıklığı veya bilinç kaybı gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/iklim-degisikligi-halk-sagligini-da-tehdit-ediyor-1</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 18:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2026/07/1783154574482thumbs-b-c-6a7168a911d6e93d4729ecb55dd8490f-1.webp" type="image/jpeg" length="45844"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar bebeklere mineral içerikli güneş kremi kullanılması konusunda uyardı]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanlar-bebeklere-mineral-icerikli-gunes-kremi-kullanilmasi-konusunda-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/uzmanlar-bebeklere-mineral-icerikli-gunes-kremi-kullanilmasi-konusunda-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Etem Pişkin, kimyasal içerikli güneş kremlerin özellikle bebeklerin ciltlerinde tahrişe sebep olabileceğinden mineral içeren güneş kremlerinin kullanılmasını önerdi.</p>

<p>Pişkin, AA muhabirine, özellikle 6 aydan küçük bebeklerde güneş kremi kullanılmasını önermediklerini söyledi.</p>

<p>Bebeklerin ciltlerinin çok daha hassas olduğunu vurgulayan Pişkin, 6 aydan küçük bu bebeklerde reaksiyon ve toksik durum gelişme olasılığının daha yüksek olduğunu belirtti.</p>

<p>Pişkin, güneş kremlerini 6 aydan sonraki bebeklerde önerdiklerini anlatarak, "6 aydan önceki bebeklere açık renkli kıyafetler giydirelim. Özellikle geniş siperlikli olan şapkalar takalım. Saat 10.00 ila 16.00 arasında güneşin dik geldiği vakitlerde bebeklerimiz güneşe maruz kalmasın." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>6 aydan büyük bebeklerde de her güneş kremini kullanmanın uygun olmadığını aktaran Pişkin, "Güneş kremleri mineralli ve kimyasal içerikli olan güneş kremleri olmak üzere genellikle ikiye ayrılıyor. Biz özellikle çocuklarda mineralli olan güneş kremlerini kullanılmasını tavsiye ediyoruz. Bunların içerisinde çinko oksit veya titanyum oksit dediğimiz malzemeler bulunuyor." diye konuştu.</p>

<p>Pişkin, güneş kremi kullanırken en çok yapılan yanlışlardan birinin denize gidildiğinde sürülmesi olduğuna değinerek, "Bebeklerimizi güneş kremlerini gerekirse evde sürüp güneşe öyle çıkartmamız lazım. Genellikle sabah sürüyoruz ve akşama kadar bir daha güneş kremi kullanmıyoruz. Bu da doğru değil." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>- "30 faktörün üstündeki güneş kremleri yüzde 97'nin üstünde koruyuculuk sağlar"</p>

<p>İki saatte bir güneş kremlerinin sürülmesi gerektiğine dikkati çeken Pişkin, "Özellikle suya girip denizde uzun süre vakit geçirdiysek, güzel kurulanma yaptıktan sonra güneş kremlerini tekrar kullanmak güneşin zararlı etkilerinden çocuklarımızı, bebeklerimizi koruyacaktır." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Pişkin, güneş kremlerinde emildikleri zaman vücuda geçen herhangi bir toksik maddesi bulunmadığını vurgulayarak, "Özellikle bu kimyasal içerikli olan güneş kremleri çocukların ciltlerinde, özellikle bebeklerin ciltlerinde irritasyon (tahriş) yapabiliyor, alerjik reaksiyonlara sebep olabiliyor. O nedenle bebeklere kimyasal içerikli güneş kremlerini değil, daha çok mineral içeren güneş kremlerini öneriyoruz. Hatta bunları ilk kullanırken mutlaka küçük bir alana sürüp alerjik bir reaksiyon gelişip gelişmediğini kontrol edip ondan sonra sürmeye devam etmekte fayda var." şeklinde konuştu.</p>

<p>Mutlaka en az 30 faktörlü güneş kremlerini kullanılması gerektiğinin altını çizen Pişkin, "30 faktörün üstündeki güneş kremleri yüzde 97'nin üstünde koruyuculuk sağlar. Hem ultraviyole A'ya hem de ultraviyole B'ye dayanıklı, koruyucu olan güneş kremlerini kullanmak gerekir." dedi.</p>

<p>Pişkin, güneş kremleri sürüldüğünde D vitamini emiliminin teorik olarak azalacağını ancak çok kısa süreli güneşe maruziyetin D vitamini üretimini yeniden sağlayacağını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanlar-bebeklere-mineral-icerikli-gunes-kremi-kullanilmasi-konusunda-uyardi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2026/07/1782898248251uzmanindan-alerjik-reaksiyonlara-karsi-bebeklere-mineral-iceren-gunes-kremleri-kullanin-onerisi.webp" type="image/jpeg" length="87745"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan sıcak havalarda "susamayı beklemeden su için" uyarısı...]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanlardan-sicak-havalarda-susamayi-beklemeden-su-icin-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/uzmanlardan-sicak-havalarda-susamayi-beklemeden-su-icin-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, sıcak havalardan etkilenmemek için susamayı beklemeden düzenli sıvı tüketilmesinin önemli olduğunu belirterek, özellikle yaşlılar, çocuklar, hamileler, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanların sıcaklara karşı daha dikkatli olmaları uyarısında bulundu.</p>

<p>Avrupa'nın birçok ülkesinde etkisini artıran aşırı sıcak hava dalgası, sağlık risklerini yeniden gündeme getirdi. Yüksek sıcaklıklar nedeniyle yaşanan can kayıpları da sıcaklara karşı alınması gereken önlemlerin önemini ortaya koydu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstanbul'da da bugün itibarıyla sıcaklıkların 40 dereceye kadar ulaşması beklenirken, uzmanlar özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanların sıcaklara karşı daha dikkatli olması gerektiği uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Celal Elçioğlu, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, aşırı sıcaklarda vücudun en önemli görevinin iç ısıyı dengede tutmak olduğunu söyledi.</p>

<p>Elçioğlu, "Normalde bunu terleyerek ve cilt damarlarını genişleterek yaparız. Ancak hava çok sıcak ve nemliyse, özellikle de yeterince su içilmiyorsa, bu sistem zorlanmaya başlar. Terleme arttıkça vücuttan sadece su değil, sodyum, potasyum ve magnezyum gibi önemli mineraller de kaybedilir." dedi.</p>

<p>Sıcak havalarda en sık görülen sorunların sıvı kaybı, halsizlik, baş ağrısı, tansiyon düşüklüğü, kas krampları, çarpıntı, bayılma hissi ve böbrek fonksiyonlarında bozulma olduğunu belirten Elçioğlu, nefroloji açısından en önemli risklerden birinin akut böbrek hasarı olduğunu ifade etti.</p>

<p>Elçioğlu, "Çünkü vücut susuz kaldığında böbreklere giden kan akımı azalır. Bu durum özellikle yaşlılarda, kronik böbrek hastalarında, tansiyon veya idrar söktürücü ilaç kullananlarda daha tehlikeli olabilir." diye konuştu.</p>

<p>- "Sıcak çarpması basit bir halsizlik değildir"</p>

<p>Sıcak çarpmasının, vücudun ısı düzenleme mekanizmasının artık yetersiz kaldığının sinyalini veren ciddi bir durum olduğunu vurgulayan Elçioğlu, "Vücut ısısı genellikle 40 derece ve üzerine çıkar. Bu durumda beyin, kalp, böbrekler, karaciğer ve kaslar zarar görebilir. Sıcak çarpması basit bir halsizlik değildir, gecikirse hayati tehlike oluşturabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Elçioğlu, sıcak çarpmasının belirtilerinin yüksek ateş, şiddetli halsizlik, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, konuşmada bozulma, bayılma, nöbet geçirme, çarpıntı, hızlı solunum, bulantı-kusma ve ciltte aşırı sıcaklık olabileceğini söyledi.</p>

<p>Bu tip durumlarda vakit kaybedilmemesi gerektiğinin altını çizen Elçioğlu, bu kişilerin "biraz dinlensin geçer" diye bekletilmemesi uyarısında bulundu.</p>

<p>Elçioğlu, uzun süre güneş altında kalanlar ve açık alanda çalışanların sıcak havalarda daha fazla risk altında olduğunu belirtti.</p>

<p>Mümkünse güneşin en dik geldiği 11.00-16.00 saatleri arasında ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılması gerektiğini vurgulayan Elçioğlu, "Bu saatlerde dışarıda çalışmak zorunluysa sık mola verilmeli, gölge veya serin alanlarda dinlenilmelidir." dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Elçioğlu, kıyafet seçiminin de önemli olduğunu belirterek, açık renkli, bol ve nefes alabilir kıyafetlerin tercih edilmesini, şapka, güneş gözlüğü ve güneş koruyucu kullanılmasını önerdi.</p>

<p>- "Çok terleyen kişilerde sadece su değil, mineral desteği de düşünülmelidir"</p>

<p>Sıcak havalarda su tüketiminin önemine dikkati çeken Elçioğlu, "Dışarıda çalışanlara en pratik öneri şudur. Susamayı beklemeyin. Susama hissi başladığında vücut çoğu zaman zaten sıvı kaybetmiştir. Düzenli aralıklarla su içilmeli, çok terleyen kişilerde sadece su değil, mineral desteği de düşünülmelidir. Ancak tansiyon, kalp veya böbrek hastalığı olan kişiler rastgele tuzlu içecekler tüketmemelidir, bu konuda doktor önerisi önemlidir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Elçioğlu, sağlıklı yetişkinlerde günlük su ihtiyacının genellikle 2-2,5 litre civarında olduğunu belirterek, bu miktarın kişinin çalışma koşullarına, terleme durumuna ve fiziksel aktivitesine göre değişebileceğini söyledi.</p>

<p>İdrar renginin sıvı durumunu takip etmek için önemli bir gösterge olduğunu aktaran Elçioğlu, "İdrar açık sarıysa genellikle sıvı alımı yeterlidir. Koyu sarı, az miktarda ve keskin kokulu idrar ise vücudun susuz kaldığını gösterebilir." diye konuştu.</p>

<p>Elçioğlu, yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan kişilerin sıcaklardan daha kolay etkilendiğini, bu kişilerin daha yakından takip edilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Yaşlılarda susama hissi azalabilir, kişi susamadığını söylese bile vücudu susuz kalmış olabilir. Çocuklar ise oyun oynarken su içmeyi unutabilir ve kısa sürede sıvı kaybedebilir." dedi.</p>

<p>- "Uzun süre terleyen kişiler elektrolit dengesine dikkat etmeli"</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feray Akbaş da sıcakla ilişkili hastalıklar arasında en ciddi tablonun "sıcak çarpması" olduğunu belirtti.</p>

<p>Akbaş, sıcak çarpmasında vücut ısısının 40 derecenin üzerine çıkması, bilinç kaybı, nöbet ve koma gibi belirtiler görülebileceğini dile getirdi. Bu belirtilerin hissedilmesi durumunda yapılması gerekenlere ilişkin Akbaş, şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Hemen yapılması gereken, kişiyi serin bir yere almak, dar kıyafetleri gevşetmek, gereksizleri çıkarmak ve dinlenmesini sağlayarak vücudu soğutmaktır. Bu, ıslak havlu, soğuk kompres ve vantilatörle yapılabilir. Bilinci açıksa yavaş yavaş su içmesi sağlanmalıdır. Ancak vücut ısısı 39-40 dereceye yaklaşıyor ve ciddi belirtiler gösteriyorsa ya da 30 dakika sonra hala iyi hissetmiyorsa kişi acil olarak hastaneye nakledilmelidir."</p>

<p>Sıcak havalarda sadece su değil, terlemeyle birlikte mineral kaybının da yaşanabileceğini belirten Akbaş, uzun süre terleyen kişilerin elektrolit dengesine dikkat etmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Akbaş, "Bol sıvı tüketin. Susamayı beklemeden gün boyunca su için. Çok terliyorsanız elektrolit içeren içeceklerden de faydalanabilirsiniz. Aşırı kafeinden ve alkolden uzak durun." önerisinde bulundu.</p>

<p>Aşırı sıcaklarda ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmasını, egzersizlerin serin saatlerde yapılmasını öneren Akbaş, evlerde ise sıcaklık kontrolü için havalandırma yapılması, ütü, fırın ve fazla lamba gibi ısı yayan cihazların serin saatlerde kullanılması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Sıcak havalarda özellikle çocuklar ve evcil hayvanlar için araç içinde kalmanın da ciddi risk oluşturduğunu vurgulayan Akbaş, araç içindeki sıcaklığın kısa sürede tehlikeli seviyelere ulaşabileceğini belirtti.</p>

<p>Akbaş, "Asla park ettiğiniz araçta kimseyi bırakmayın. Camın aralık olması ya da gölgeye park etmek yeterli değildir. Hiçbir canlı sıcakta arabada bırakılmamalıdır." uyarısında bulundu.</p>

<p>Yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan kişilerin sıcaklardan daha fazla etkilendiğini belirten Akbaş, bu grupların sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>- "Perdeler ve güneşlikler gündüz saatlerinde kapalı tutulmalı"</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ise aşırı sıcak dönemlerinde basit ancak düzenli uygulanacak önlemlerle sağlık risklerinin azaltılabileceğini söyledi.</p>

<p>Sur, ev ortamında sıcaklığın kontrol edilmesinin önemli olduğunu belirterek, serin kalmak için şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Perdeler ve güneşlikler gündüz saatlerinde kapalı tutulmalı, sabah ve akşam saatlerinde ev havalandırılmalıdır. Gereksiz elektrikli cihaz kullanımı azaltılmalı, hafif kıyafetler tercih edilmeli, ılık duş alınmalı ve ağır ev işleri akşam ile gece saatlerinde yapılmalıdır."</p>

<p>Klima kullanımında ise ortam sıcaklığının 23-26 derece arasında tutulması gerektiğini kaydeden Sur, "Filtreler düzenli temizlenmeli, soğuk hava doğrudan kişiye üfletilmemeli ve ani sıcaklık değişimlerinden kaçınılmalıdır. Vantilatörler ortam çok sıcaksa tek başına yeterli olmayabilir, özellikle yaşlılarda uzun süre doğrudan hava akımına maruz kalınmamalıdır." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Sur, sıcak hava dalgalarında erken uyarı sistemleri, medya kanalları ve yerel yönetimlerin etkin kullanılması gerektiğini belirterek, vatandaşlara yönelik sade ve uygulanabilir bilgilendirmelerin önemine dikkati çekti.</p>

<p>Risk gruplarına özel mesajlar verilmesi gerektiğini ifade eden Sur, kısa, bilimsel ve tekrarlanan uyarılarla sıcakların yol açabileceği sağlık sorunlarının önemli ölçüde önlenebileceğini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Haydar Sur, sıcak havalarda sağlıklı erişkinlerin günde yaklaşık 2-3 litre su tüketmesi gerektiğini belirterek, "İdrar renginin koyulaşması da susuzluğun önemli bir göstergesidir. Susamayı beklemeden su içilmeli, terlemeyle kaybedilen minerallerin yerine konulmasına dikkat edilmelidir. Maden suyu, ayran ve kefir gibi içecekler faydalı olabilirken, aşırı şekerli, kafeinli ve alkollü içeceklerden kaçınılmalıdır." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanlardan-sicak-havalarda-susamayi-beklemeden-su-icin-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 13:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2026/07/1782897698253uzmanlardan-sicak-havalarda-susamayi-beklemeden-su-icin-uyarisi-81fed03efb9c-1.jpg" type="image/jpeg" length="34893"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak hava ve sıvı kaybı romatizma şikayetlerini şiddetlendirebiliyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/sicak-hava-ve-sivi-kaybi-romatizma-sikayetlerini-siddetlendirebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/sicak-hava-ve-sivi-kaybi-romatizma-sikayetlerini-siddetlendirebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Kadıköy Hastanesi Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Seval Pehlevan, yeterli sıvı tüketiminin ve doğru yaşam alışkanlıklarının sıcak havalarda romatizmal hastalıkların kontrolünde önemli rol oynadığını belirtti.</p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, yaz mevsimi çoğu kişi için açık hava aktiviteleri, tatil planları ve hareketli bir yaşam anlamına gelse de yüksek sıcaklıklar bazı sağlık sorunlarının daha belirgin hale gelmesine yol açabiliyor.</p>

<p>Özellikle romatizmal hastalıklarla yaşayan kişilerde yaz aylarında ortaya çıkan sıvı kaybı, yorgunluk, kas krampları ve eklem ağrıları günlük yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Sıcak havalar doğrudan hastalığı artırmasa da vücudun su ve mineral dengesini etkileyerek mevcut şikayetlerin şiddetlenmesine neden olabiliyor.</p>

<p>Eklem yapılarının sağlıklı işleyişinde yeterli sıvı dengesi büyük önem taşıyor. Vücudun susuz kalması durumunda eklem çevresindeki dokuların esnekliği azalabiliyor, kaslarda gerginlik oluşabiliyor ve hareket sırasında rahatsızlık hissi artabiliyor. Bu durum özellikle romatoid artrit, ankilozan spondilit, lupus ve benzeri kronik romatizmal hastalıkları bulunan kişilerde daha belirgin şekilde hissedilebiliyor.</p>

<p>İnsan vücudunun önemli bir kısmı sudan oluşuyor. Eklemlerin hareket sırasında sürtünmeden çalışmasını sağlayan yapılar da belirli oranda sıvı içeriyor. Yetersiz sıvı alımı durumunda vücutta genel bir susuzluk tablosu ortaya çıkarken, kas ve eklem dokularının fonksiyonları da bundan etkilenebiliyor.</p>

<p>Güneş ışınları da yaz aylarında dikkat edilmesi gereken bir diğer konu olarak öne çıkıyor. Bazı romatizmal hastalıklarda yoğun güneş maruziyeti belirtilerin artmasına neden olabiliyor. Özellikle bağ dokusu hastalıkları grubunda yer alan lupus hastalarında ultraviyole ışınlarının hastalık aktivitesini tetikleyebildiği biliniyor.</p>

<p>- Güneşten korunmak romatizma hastaları için önem taşıyor</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Medicana Kadıköy Hastanesi Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Seval Pehlevan, yaz aylarında terleme yoluyla meydana gelen sıvı ve elektrolit kaybının, bazı hastalarda eklem ağrılarının ve yorgunluk hissinin artmasına neden olabildiğini belirtti.</p>

<p>Pehlevan, özellikle ileri yaş grubundaki bireyler ve kronik hastalıkları bulunan kişilerde susuzluğun etkilerinin daha belirgin yaşandığını anlattı.</p>

<p>Bu sebeple sıcak havalarda düzenli sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi ve günlük yaşam alışkanlıklarının mevsim koşullarına göre düzenlenmesi gerektiğinin altını çizen Pehlevan, bazı hastaların sıcak havalarda hastalıklarının alevlendiğini düşündüğünü fakat her ağrı artışının hastalık aktivitesindeki yükseliş anlamına gelmediğini kaydetti.</p>

<p>Pehlevan, güneşten korunmanın yalnızca cilt sağlığı açısından değil, romatizmal hastalıkların kontrolü açısından da önemli olduğunu vurgulayarak, bu duruma karşı alınabilecek önlemler arasında, günün en sıcak saatlerinde uzun süre dışarıda kalınmaması, koruyucu giysiler ve şapka kullanımı, uygun güneş koruyucuların tercih edilmesi gibi tedbirlerin yer aldığını anlattı.</p>

<p>Bazı romatizma ilaçlarının güneşe karşı hassasiyet oluşturabileceğinin de unutulmaması gerektiğine işaret eden Pehlevan, bu nedenle düzenli ilaç kullanan kişilerin yaz aylarında doktorlarının önerilerine uygun hareket etmelerinin önem taşıdığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Pehlevan, yorgunluk, uyku düzensizliği, sıvı kaybı ve güneş maruziyeti gibi faktörlerin de benzer şikayetlere yol açabildiğini, bu nedenle belirtilerin uzman değerlendirmesiyle ele alınmasının önem taşıdığını aktardı.</p>

<p>Romatizmal hastalıkların yaşam boyu takip gerektiren kronik hastalıklar olduğuna dikkati çeken Pehlevan, şunları kaydetti:</p>

<p>"Yaz döneminde ortaya çıkan ağrıda artışlar göz ardı edilmemelidir. Eklem ağrılarında belirgin artış, uzun süren sabah tutukluğu, şişlik veya hareket kısıtlılığı gibi belirtiler ortaya çıktığında uzman değerlendirmesi önemlidir. Sıcak havaların etkilerini azaltmak için yeterli sıvı tüketmek, dengeli beslenmek, düzenli uyumak ve aşırı güneş maruziyetinden kaçınmak romatizmal hastalıklarla yaşayan bireylerin yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlayabilir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/sicak-hava-ve-sivi-kaybi-romatizma-sikayetlerini-siddetlendirebiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2026/06/1781683573661-s-e-v-a-l.jpg" type="image/jpeg" length="30136"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yalnızlık Alzheimer riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/yalnizlik-alzheimer-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/yalnizlik-alzheimer-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Alzheimer Derneği Marmara Şube Başkanı Prof. Dr. Aslı Demirtaş Tatlıdede, yalnız hissetmenin Alzheimer riskini yaklaşık yüzde 40 artırdığını belirterek, sosyalleşmenin ve aktif yaşamın hastalıktan korunmada önemli rol oynadığını söyledi.</p>

<p>Tatlıdede, Edirne Belediyesince Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Beyin Sağlığı ve Alzheimer'dan Korunma" konulu panelde, hastalıktan korunmada düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve sosyal yaşamın önemine dikkati çekti.</p>

<p>Obezite, diyabet ve insülin direncinin Alzheimer açısından önemli risk faktörleri arasında yer aldığını ifade eden Tatlıdede, "Bir diğer sorun da yalnız hissetmek. Kalabalık olabilir etrafınız ama paylaştığınız çok bir şey yoktur ve kendinizi yalnız hissediyorsunuzdur. Bu neredeyse sigara kullanımı kadar önemli, Alzheimer riskini yüzde 40 artırıyor." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İyi yaşlanmanın büyük ölçüde bireylerin yaşam tercihleriyle ilişkili olduğunu vurgulayan Tatlıdede, sosyalleşmenin, yeni beceriler edinmenin ve zihni aktif tutmanın koruyucu etkileri bulunduğunu anlattı.</p>

<p>Tatlıdede, "Dayanıklılık egzersizleri, koordinasyon çalışmaları, yeni bir dil, dans ya da enstrüman öğrenmek fayda sağlar. İlgimizi çeken alanlarda kendimizi geliştirmek, sosyalleşmek, seyahat etmek, müzik dinlemek ve teknolojiyi kullanmak beynimizi güçlendirir." diye konuştu.</p>

<p>Türkiye Alzheimer Derneği Marmara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Burcu Ersöz Hüseyinsinoğlu da sağlıklı kas yapısının sağlıklı zihinsel işlevle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti.</p>

<p>Aktif yaşam tarzının önemine değinen Hüseyinsinoğlu, düzenli fiziksel aktivitenin hastaneye başvuru ve ilaç kullanım ihtiyacını azalttığını, birçok sistemik hastalığın yanı sıra Alzheimer tipi demans riskini de düşürdüğünü ifade etti.</p>

<p>Türkiye Alzheimer Derneği Marmara Şubesi Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz ise Türkiye’de yaşlı nüfusun giderek arttığını belirterek, buna bağlı olarak Alzheimer vakalarında da artış beklendiğini söyledi.</p>

<p>Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 10'unun 65 yaş ve üzerindeki kişilerden oluştuğunu ifade eden Korkmaz, yaşın Alzheimer için en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu, bunun her yaşlı bireyin hastalığa yakalanacağı anlamına gelmediğini kaydetti.</p>

<p>Korkmaz, dünyada Alzheimer hastalığının erken evresinde kullanılan bazı ilaçların yakın dönemde Türkiye'de de kullanıma sunulmasının beklendiğini belirterek, damar yoluyla uygulanan bu tedavilerin hastalığın ilerlemesini yaklaşık yüzde 30 oranında yavaşlattığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/yalnizlik-alzheimer-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2026/06/1781192295225thumbs-b-c-94eaf04e8a79e5d7c909d754363e8500.jpg" type="image/jpeg" length="20263"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun süren hareketsizlik kalp damar sağlığını olumsuz etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/uzun-suren-hareketsizlik-kalp-damar-sagligini-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/uzun-suren-hareketsizlik-kalp-damar-sagligini-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Çamlıca Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bahar Temur, uzun saatler masa başında kalmanın sadece kas-iskelet sistemini değil, kalbi besleyen damarları da olumsuz etkilediğini belirtti.</p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, uzun süre oturulduğunda bacak kaslarının pompalama etkisi azalıyor, kan dolaşımı yavaşlıyor ve damar duvarlarında baskı artabiliyor.</p>

<p>Bu durum zaman içinde varis, pıhtı oluşumu, dolaşım bozuklukları ve damar sertliği riskini artırabiliyor. Ayrıca metabolizmanın yavaşlamasıyla kan şekeri dengesi bozulabiliyor, kötü kolesterol yükselirken iyi kolesterol düşebiliyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Doç. Dr. Bahar Temur, sabah spor yapıp ardından 9-10 saat masa başında kalmanın, riskleri tamamen ortadan kaldırmadığını belirtti.</p>

<p>Temur, önemli olanın günün geneline yayılan hareket alışkanlığı olduğuna işaret ederek, "Özellikle masa başı çalışanlar, evden çalışanlar, gün içinde uzun süre araç kullananlar, fiziksel aktivitesi düşük bireyler, fazla kilolu kişiler, diyabet, tansiyon ve kolesterol hastaları ile sigara kullanan bireyler gibi yüksek risk gruplarında hareketsiz yaşamın kalp ve damar hastalıklarını hızlandırıcı etkisi daha belirgin görülebiliyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uzun süreli hareketsizlik sonrasında görülebilecek belirtilerin dikkate alınması gerektiğini aktaran Temur, bu belirtileri, bacaklarda ağırlık hissi, yürüme sonrası bacaklarda ağrı, ayak bileklerinde şişlik, merdiven çıkarken çabuk yorulma, nefes darlığı, boyun ve sırt ağrısı, çarpıntı hissi ve enerji düşüklüğü olarak sıraladı.</p>

<p>Temur, uzun süre oturmanın etkilerini azaltmak için şu önerilerde bulundu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Her 30-45 dakikada bir ayağa kalkın ve 2-3 dakika yürüyün, telefonda konuşurken ayakta durun veya adım atın, asansör yerine merdiven tercih edin, yakın mesafelere araçla gitmek yerine yürüyün, öğle arasında kısa tempolu yürüyüşler yapın, masa başında esneme hareketleri uygulayın, günlük adım hedefi belirleyin. Ayrıca akşam saatlerinde en az 30 dakikalık yürüyüş rutini oluşturun."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/uzun-suren-hareketsizlik-kalp-damar-sagligini-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2026/04/1777286850721hareketsiz-yasam.jpg" type="image/jpeg" length="58498"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp krizi aylar öncesinden belirti verebilir]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/kalp-krizi-aylar-oncesinden-belirti-verebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/kalp-krizi-aylar-oncesinden-belirti-verebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp krizi her ne kadar aniden gelişen bir durum olarak bilinse de aslında aylar öncesinden vücutta çeşitli belirtilerle sinyal verebiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre, özellikle eforla gelen göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çabuk yorulma gibi "geliyorum" diyen uyarıların erken fark edilmesi hayati önem taşıyor.</p>

<p>Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Okay Abacı, kalp krizinin çoğu zaman aniden gelişen bir durum gibi algılansa da bazı hastalarda aylar öncesinden çeşitli belirtilerle kendini gösterebildiğini belirtti.</p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, kalp ve damar hastalıklarının dünyada ve Türkiye'de en önemli ölüm nedenleri arasında yer aldığını ifade eden Abacı, kalp krizinin çoğu zaman kalbi besleyen koroner damarların ani tıkanmasıyla ortaya çıktığını kaydetti.</p>

<p></p>

<p>Kalp krizinin bazı hastalarda önceden çeşitli belirtilerle kendini gösterebildiğini vurgulayan Abacı, özellikle eforla ortaya çıkan göğüs ağrılarının önemli bir uyarı olabileceğini anlattı.</p>

<p>Abacı, kalp krizinin en önemli belirtilerinden birinin göğüs ağrısı olduğunu belirterek, "Bu ağrı çoğu zaman göğsün ortasında baskı ya da sıkışma şeklinde hissedilir. Özellikle eforla ortaya çıkıp dinlenmekle geçen göğüs ağrıları kalp damarlarında darlık olabileceğinin önemli bir göstergesidir." değerlendirmelerinde bulundu.</p>

<p>Bazı hastalarda ağrının çeneye, sol kola, omuza ya da sırta yayılabildiğine dikkati çeken Abacı, "Bununla birlikte nefes darlığı, çabuk yorulma, terleme ve mide bulantısı gibi belirtiler de kalp damar hastalıklarının habercisi olabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kalp krizinin her zaman belirgin belirtilerle ortaya çıkmayabileceğine işaret eden Abacı, özellikle diyabet hastalarında "sessiz kalp krizi" olarak adlandırılan durumun görülebildiğini kaydetti.</p>

<p>Abacı, diyabeti olan bazı kişilerde kalp krizinin belirgin göğüs ağrısı olmadan da gelişebildiğini aktararak, bu nedenle risk grubunda bulunan kişilerin düzenli kardiyoloji kontrollerini yaptırmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde bazı risk faktörlerinin önemli rol oynadığını belirten Abacı, "Sigara kullanımı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, hareketsiz yaşam ve aşırı kilo kalp krizi riskini artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması kalp sağlığını korumada oldukça önemlidir." değerlendirmelerini yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Abacı, göğüs ağrısı gibi belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini kaydederek, özellikle eforla ortaya çıkan ve tekrarlayan şikayetlerde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/kalp-krizi-aylar-oncesinden-belirti-verebilir</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 14:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2026/04/1776079023905-94876630-heartattack-spl.jpg" type="image/jpeg" length="91825"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hareketsiz yaşam nöropsikiyatrik hastalık riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/hareketsiz-yasam-noropsikiyatrik-hastalik-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/hareketsiz-yasam-noropsikiyatrik-hastalik-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi'nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özkoçak, hareketsiz yaşam tarzının nöropsikiyatrik hastalık riskini artırdığını belirterek, düzenli fiziksel aktivitenin Alzheimer, demans, felç, depresyon ve anksiyete riskini belirgin şekilde azalttığını bildirdi.</p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özkoçak, egzersizin nöropsikiyatrik hastalıklara karşı koruyucu etkisine ilişkin bilgi verdi.</p>

<p>Özkoçak, hareketsiz yaşam tarzının, sadece fiziksel sağlığı değil, beyin sağlığını da ciddi şekilde tehdit ettiğini belirterek, egzersizin nöropsikiyatrik hastalıklara karşı koruyucu etkisine dikkati çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birleşik Krallık'ta yapılan ve 73 bin kişiyi kapsayan Fiziksel Aktivite ve Beyin Sağlığı Çalışması'nın (UK Biobank Accelerometer Study) sonuçlarını paylaşan Özkoçak, düzenli fiziksel aktivitenin Alzheimer, demans, felç, depresyon ve anksiyete riskini belirgin şekilde azalttığını kaydetti.</p>

<p>Özkoçak, araştırmada bireylerin hareket seviyeleri ölçülerek hareketsiz, hafif, orta ve şiddetli egzersiz yapan olmak üzere 3 gruba ayrıldığını aktararak, "Katılımcılara bir sensör takılarak hareket seviyeleri ve enerji yakma oranları analiz edildi. Çalışmanın sonuçlarına göre, orta ve şiddetli egzersiz yapan bireylerin Alzheimer, demans ve felç açısından yüzde 40'a varan oranlarda daha düşük risk taşıdığı görüldü. Bununla birlikte hareketsiz bireylerde felç riskinin yüzde 54 arttığı tespit edildi." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Daha önceki çalışmalarda egzersizin nöropsikiyatrik hastalıklara karşı koruyucu etkisinin bilindiğini kaydeden Özkoçak, egzersizin sadece fiziksel sağlığa değil, bilişsel fonksiyonlara da olumlu katkı sağladığını gördüklerini anlattı.</p>

<p>Özkoçak, "Yapılan incelemelerde egzersiz yapan bireylerde Alzheimer hastalığına yol açan proteinlerin daha az bulunduğu tespit edilmişti. Bu çalışma da ortaya çıkan sonucu destekler nitelikte. 73 bin kişinin verisinin analiz edildiği araştırmanın uluslararası kongrelerde sunulması bekleniyor." değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/hareketsiz-yasam-noropsikiyatrik-hastalik-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Dec 2025 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2025/12/ekran-goruntusu-2025-12-21-125156.jpg" type="image/jpeg" length="72583"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akciğer kanserinde çevresel faktörlerin etkisi artıyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/akciger-kanserinde-cevresel-faktorlerin-etkisi-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/akciger-kanserinde-cevresel-faktorlerin-etkisi-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, çevresel faktörlerin büyükşehirde yaşayan kişilerde akciğer kanseri riskini yüzde 20 ila 40 artırdığını, sağlık sektörünün koruyucu ve uyarıcı bir rol üstlenerek ülke politikalarının geliştirilmesine katkı sağlaması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Dünyada en sık görülen kanser türlerinin başında akciğer kanseri gelirken hastalığa ilişkin farkındalığı artırmak amacıyla kasım ayı "Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı", 17 Kasım ise "Akciğer Kanseri Farkındalık Günü" olarak kabul ediliyor. Tütün ve tütün ürünleri kullanımının yanı sıra hava kirliliği de hastalığın nedenleri arasında gösteriliyor.</p>

<p>Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Üyesi ve Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Şahin Laçin, AA muhabirine, her yıl dünyada 2,5 milyon, Türkiye'de ise yaklaşık 45 bin yeni vakanın ortaya çıktığını ve bu verilerin akciğer kanserini özellikle erkeklerde ilk sıraya, kadınlarda da üst sıralara taşıdığını söyledi.</p>

<p>Çapı 2,5 mikrometreden daha küçük partikül maddelerin PM2,5 olarak adlandırıldığını, gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu maddelerin akciğerlerin en uç noktalarına kadar ulaşabildiğini ve hatta solunduktan sonra kana karışabildiğini belirten Laçin, şöyle devam etti:</p>

<p>"Bilimsel çalışmalar, özellikle PM2,5 düzeyinde metreküpte her 10 mikrogram artışın, akciğer kanseri riskini yüzde 15 ila 22 yükselttiğini gösteriyor. Bu partiküller çoğunlukla trafik egzozu, sanayi emisyonları, kömür ve biyokütle yakımı gibi kaynaklardan ortaya çıkıyor. Boyutları çok küçük olduğu için vücudun doğal filtreleme mekanizmalarını kolayca aşabiliyor ve uzun süre akciğer dokusunda birikerek zarar verebiliyorlar."</p>

<p>Türk Toraks Derneği’nin uzun dönemli analizlerine göre yüksek PM seviyelerinin KOAH ve akciğer kanserine bağlı ölüm oranını belirgin şekilde artırdığını kaydeden Laçin, bu ince partiküllerin akciğer dokusunda kronik enflamasyon, oksidatif stres ve DNA hasarı oluşturarak hücrelerde kanserleşme sürecini tetikleyebildiğini aktardı.</p>

<p>- "PM2,5 arttıkça kanser riski de artıyor"</p>

<p>Akciğer kanserine neden olan risk faktörlerinin başında tütün kullanımının geldiğine işaret eden Laçin, "Ancak PM2,5 hava kirliliğinin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sınırının 2 ila 4 kat üzerinde olduğu şehirlerde yaşayan bireylerde kanser riski anlamlı şekilde artıyor. Mesleki maruziyetler ve genetik yatkınlık da önemli belirleyiciler arasında." dedi.</p>

<p>Hava kirliliğinin etkisinin çoğunlukla yıllar içinde biriken kümülatif maruziyetle ortaya çıktığına dikkati çeken Laçin, örneğin 10 yıl boyunca DSÖ sınırının üzerinde PM2,5’a maruz kalmanın akciğer kanseri riskini 1,2 ila 1,4 kat artırabildiği bilgisini paylaştı.</p>

<p>Ev içi hava kalitesinin yanı sıra en büyük kaynağı toprak olan radon gazının da akciğer kanseri gelişiminde önemli rolü olduğunu vurgulayan Laçin, "Dünya genelinde radon gazı tüm akciğer kanserlerinin yüzde 3 ila 14’ünden sorumlu. Türkiye’de özellikle İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde radon düzeyleri metreküpte 50-150 bekerel aralığında ölçülüyor ki bu da DSÖ'nün önerdiği metreküpte 100 bekerel sınırına oldukça yakın ya da üzerinde. Kırsal bölgelerde kullanılan kömür ve odun gibi katı yakıtlar kadınlarda akciğer kanseri riskini 2-3 kat artırabiliyor. Pasif içicilik oranlarının Türkiye’de yüzde 30’un üzerinde olması da önemli bir halk sağlığı sorunu." diye konuştu.</p>

<p>- İstanbul, Bursa, Kahramanmaraş, Ankara ve İzmir'deki hava kirliliği faktörü</p>

<p>Yoğun trafik ve sanayi faaliyetlerinin olduğu metropollerde hava kirliliğinin kırsal bölgelere göre çok daha yüksek seviyelerde seyrettiğini vurgulayan Laçin, Hava Kalitesi İzleme Merkezi'nin 2024 verilerine göre Türkiye'de 81 ilin 66’sında yıllık PM2,5 ortalamasının DSÖ sınırını aştığını ve özellikle İstanbul, Bursa, Kahramanmaraş, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde hava kirliliği seviyelerinin kanser açısından anlamlı bir risk oluşturduğunu bildirdi.</p>

<p>Laçin, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Örneğin İstanbul ve Ankara’da PM2,5 değerleri bazı dönemlerde metreküpte 35-40 mikrograma kadar çıkabiliyor ki bu değer, DSÖ'nün önerdiği güvenli sınırın yaklaşık 7-8 katı. Bu durum sadece akciğer kanseri değil, KOAH ve kardiyovasküler hastalıklar açısından da ciddi bir yük oluşturuyor. Çeşitli uluslararası araştırmalar büyükşehirlerde yaşayan bireylerde akciğer kanseri olasılığının yüzde 20 ila 40 daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de kansere yakalanma olasılığındaki artış yüzde 15-20 oranında çevresel faktörlerle ilişkili olabilir ki son 10 yılda hem Türkiye’de hem de dünyada sigara içmeyenlerde akciğer kanseri oranı gözle görülür şekilde arttı. Dünya çapında hiç sigara içmemişlerde akciğer kanseri oranı yüzde 15-25 seviyesine ulaşırken, Türkiye’de bu oran yüzde 17–20 civarında bildiriliyor. Özellikle büyük şehirlerde PM2,5 maruziyetinin yıllık ortalamalarının DSÖ'nün metreküpte 5 mikrogram sınırının çok üzerinde olması, sigara içmeyen genç kadınlarda bile riskin artmasına neden oluyor."</p>

<p>Laçin, akciğer kanserinin doğru stratejiler uygulandığında büyük ölçüde önlenebileceğinin, temiz hava erişiminin artık bir konfor değil, bilimsel olarak kanıtlanmış temel bir halk sağlığı gerekliliği olduğunun altını çizdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- "Hava kirliliğini önleyici sosyal politikaların hayata geçirilmesi ve önlemlerin zamanında uygulanması gerekiyor"</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı ve Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği Akciğer Kanseri Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Berna Eren Kömürcüoğlu, akciğer kanserine neden olan çevresel faktörlerden biri olan hava kirliliğinin küresel ısınmaya bağlı atmosferik hava değişimiyle arttığını belirtti.</p>

<p>Akciğer dokusunun içinde ağrı lifi olmaması nedeniyle kanserin ileri evrelerde fark edilebildiğine dikkati çeken Kömürcüoğlu, hastalığın olası belirtilerini, mevcut öksürüğün şekil değiştirmesi, artması veya inatçı hale gelmesi, öksürükle birlikte balgam çıkarılması, özellikle balgamda kan görülmesi, nefes darlığı, halsizlik, iştahsızlık ve istemsiz kilo kaybı, boyun veya göğüs duvarında şişlik ya da asimetri sebepsiz ağrılar şeklinde sıraladı.</p>

<p>Kömürcüoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Hava kirliliğiyle etkin mücadele için ulusal bir politika geliştirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması büyük önem taşıyor. Sağlık otoritelerinin bu politikalarla uyumlu çalışması, hava kirliliğini önleyici sosyal politikaların hayata geçirilmesi ve önlemlerin zamanında uygulanması gerekiyor. Mevcut durumda birçok büyükşehirde orta düzeyde hava kirliliği görülürken, endüstrileşmeyle birlikte bu oranların artması bekleniyor. Bu nedenle sağlık sektörü, koruyucu ve uyarıcı bir rol üstlenerek ülke politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamalı."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/akciger-kanserinde-cevresel-faktorlerin-etkisi-artiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Nov 2025 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2025/11/1763282556909akciger.jpg" type="image/jpeg" length="87087"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zayıflama ilaçları görme kaybına yol açabiliyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/zayiflama-ilaclari-gorme-kaybina-yol-acabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/zayiflama-ilaclari-gorme-kaybina-yol-acabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Sağlık Grubu'ndan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sevil Arı Yaylalı, son dönemde kullanımı artan zayıflama ilaçlarının nadir de olsa kalıcı görme kaybına neden olabileceği uyarısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Yaylalı, son zamanlarda popüler hale gelen yeni nesil zayıflama ilaçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Yaylalı, milyonların kilo verme umuduyla kullandığı bu ilaçların, nadir de olsa kalıcı görme kaybına yol açabileceğini aktararak, "Zayıflamak uğruna göz sağlığınızı riske atmayın. Bu ilaçları kullanan veya kullanmayı düşünen hastalar, görme sinirinde hasar riski nedeniyle tedaviye başlamadan önce mutlaka bir göz hekiminin kontrolünden geçmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Diyabet tedavisi için geliştirilen ve kilo kaybı sağlaması nedeniyle yaygın kullanılan GLP-1 reseptör agonistlerinin bazı hastalarda göze ait yan etkilere neden olabileceğini vurgulayan Yaylalı, bu ilaçlarla ilişkilendirilen en önemli yan etkinin, görme sinirinde beslenme bozukluğu sonucu ortaya çıkan iskemik optik nöropati olduğunu belirtti.</p>

<p>Prof. Dr. Yaylalı, şeker hastalığı veya obezitesi bulunan kişilerin bu ilaçları kullanmadan önce mutlaka göz muayenesinden geçmesi gerektiğini ifade ederek, "Bu ilaçların kullanımı öncesinde hastaların göz hekimi tarafından değerlendirilmesi, varsa retinopati gibi risklerin tespit edilmesi gerekir. Çünkü hızlı kan şekeri düşüşleri, mevcut göz tutulumunu ağırlaştırabilir." uyarısında bulundu.</p>

<p>Hızlı kan şekeri düşüşlerinin özellikle diyabetik retinopati hastalarında tehlikeli olabileceğini belirten Yaylalı, bazı hastalarda görme azalmasına yol açan görme noktasında sıvı birikiminin gözlemlenebileceğini aktardı.</p>

<p>Yaylalı, bu durumda göz içi enjeksiyon tedavisinin gerekebileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Zayıflama ilaçlarının yaşa bağlı sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu) üzerindeki etkileri de henüz tam açıklığa kavuşmadı. Bazı çalışmalarda kuru tip sarı nokta riskinin azaldığı, yaş tip formun ise arttığı bildiriliyor. Ancak bu konuda kesin yargıya varmak için uzun dönemli, geniş hasta gruplarında yapılacak araştırmalara ihtiyaç var."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/zayiflama-ilaclari-gorme-kaybina-yol-acabiliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Nov 2025 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2025/11/1763283062284igne-zayiflam.jpg" type="image/jpeg" length="32996"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erken yaşta telefon kullanımı çocukların gelişimini tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/erken-yasta-telefon-kullanimi-cocuklarin-gelisimini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/erken-yasta-telefon-kullanimi-cocuklarin-gelisimini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yaşar Barut, çocukların erken yaşta dijital cihazlarla tanışmasının zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratabileceğini belirtti.</p>

<p>Barut, yaptığı yazılı açıklamada, özellikle 0-6 yaş arasındaki çocukların ekran başında geçirdikleri zamanın artmasının gelişimsel açıdan kritik riskler taşıdığını vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların erken yaşta telefonla tanışmasının gelişimlerinde olumsuz etkiler doğuracağını dile getiren Barut, "Çocukların erken yaşta telefonla tanışması, özellikle beyin gelişiminin en hızlı olduğu 0-6 yaş döneminde olumsuz etkiler yaratabilir. 0-6 yaş grubundaki çocuklar için deneyimsel öğrenme, oyun ve insan etkileşimi kritik önemdedir. Telefon gibi pasif ekranlar, dili anlama, duyguları tanıma ve ifade etme gibi gelişim alanlarında gecikmelere neden olabilir." uyarısında bulundu.</p>

<p>Telefon ve tablet gibi dijital cihazların uzun süreli kullanımının, çocuklarda dikkat eksikliği, uyku bozuklukları ve sosyal becerilerde zayıflık gibi sorunlara yol açabildiğine dikkati çeken Barut, şunları kaydetti:</p>

<p>"Bilimsel araştırmalar, uzun süreli ekrana maruz kalan çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite belirtileri, uyku problemleri ve sosyal etkileşimlerde zayıflık ile ilişkilendirildiğini ortaya koyuyor. Özellikle hızlı görsel geçişler içeren dijital içerikler, çocukların dikkat sürelerini kısaltabiliyor. Ayrıca mavi ışık, uyku hormonlarını baskılayarak çocukların uykuya geçişini zorlaştırabiliyor. Sosyal gelişim açısından da yüz yüze etkileşimlerin yerini ekranın alması, empati gelişimini ve sosyal ipuçlarını okuma becerilerini olumsuz etkiliyor.</p>

<p>Birçok ebeveyn, çocuklarını sakinleştirmek ya da oyalamak için dijital cihazlara başvuruyor. Bu yanlış. Telefonun bir 'sakinleştirici' ya da 'ödül-ceza aracı' olarak kullanılması, çocukların duygusal düzenleme becerilerinin gelişmesini engelleyebilir. Çocuklar zorlayıcı duygularla başa çıkmayı öğrenmek yerine bu duyguları bastırmak için dışsal araçlara bağımlı hale gelebilir. Telefonun bir sakinleştirici olarak kullanılması, ilerleyen yaşlarda stres, kaygı veya öfke gibi duygularla başa çıkmakta zorluk yaşamalarına neden olabilir."</p>

<p>- Anne baba, çocuklarına teknoloji kullanımında rol model olmalı</p>

<p>Çocukların teknolojiyle sağlıklı ilişki kurabilmeleri için ailelere ve öğretmenlere büyük sorumluluk düştüğünü belirten Barut, anne babaların çocuklarına teknoloji kullanımı konusunda iyi rol model olması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Özellikle okul öncesi dönemde ekran süresinin günde 1 saati geçmemesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Yaşar Barut, şu tavsiyelerde bulundu:</p>

<p>"Bunun yerine çocukları kitap okumaya, açık havada oyun oynamaya ve yaratıcı etkinliklerle meşgul olmaya teşvik etmek çok daha faydalı olacaktır. Çocuğunuzla birlikte dijital içerikleri izlemek ve sonrasında bu içerikler hakkında konuşmak, onun dijital dünyayı anlamasını ve medya okuryazarlığını geliştirmesini sağlar. Ayrıca, günlük yaşamda ekranlardan uzak kalınacak zaman dilimleri planlamak; örneğin yemek saatlerinde ya da yatmadan önce dijital molalar vermek, sağlıklı bir kullanım alışkanlığı kazandırmada oldukça etkilidir.</p>

<p>Devlet politikaları, çocukların sağlıklı dijital medya kullanımı konusunda bilinçli bireyler olarak yetişmeleri için medya okuryazarlığını okul müfredatlarına entegre etmeli. Ailelere rehberlik hizmetleri sunulmalı ve ekran yerine aktif öğrenme desteklenmeli. İskandinav ülkelerinde uygulanan 'ekran detoksu günleri' veya Japonya'daki sınırlı ekran politikaları, çocukların teknolojiyle sağlıklı bağlar kurmasına yardımcı olan başarılı örnekler arasında yer alıyor."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/erken-yasta-telefon-kullanimi-cocuklarin-gelisimini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Sep 2025 14:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2025/09/1756989514825thumbs-b-c-f6c8263e.jpg" type="image/jpeg" length="20643"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fizyoterapistler Derneği fiziksel tıp ve rehabilitasyon hekimleri ile toplantı yaptı]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/fizyoterapistler-dernegi-fiziksel-tip-ve-rehabilitasyon-hekimleri-ile-toplanti-yapti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/fizyoterapistler-dernegi-fiziksel-tip-ve-rehabilitasyon-hekimleri-ile-toplanti-yapti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği, birlik yasası görüşmeleri kapsamında Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği üyesi olan fiziksel tıp ve rehabilitasyon hekimleri ile toplantı yaptı.</p>

<p>Dernekten yapılan açıklamaya göre, Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı &nbsp;Şahveren Yücel, Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği Asbaşkanı Münevver Özakalın ve Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi ve Girne Akçiçek Hastanesinde görev yapan hekimler Doktor Barış Yenen katıldı.</p>

<p>Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Şahveren Yücel, yasanın gerekçelerini ve aciliyetini belirterek, halk sağlığımı risk altında olduğunu, birçok sektörde masör, personal trainer, güzellik uzmanı ve stajyer öğrencilerin fizyoterapistlerin görev ve yetki sınırlarında olan uygulamaları yapmaya çalıştıklarını aktardı.</p>

<p>Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği Asbaşkanı Münevver Özakalın da, Avrupa Birliği projesi kapsamında birlik yasasının AB standartlarında yapılabilmesi için çalıştıklarını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplantıda, toplum sağlığını korumak adına hekimler ve fizyoterapistlerin iş birliği içerisinde olmasının önemine dikkat çekildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/fizyoterapistler-dernegi-fiziksel-tip-ve-rehabilitasyon-hekimleri-ile-toplanti-yapti</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Mar 2024 15:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/ftr-hekimleri-ile-gorusme.jpeg" type="image/jpeg" length="73635"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği: “Verem taramasında PPD testi şart"]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/kibris-turk-tabipleri-birligi-verem-taramasinda-ppd-testi-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/kibris-turk-tabipleri-birligi-verem-taramasinda-ppd-testi-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği, ülkede son dönemde tanı almış tüberküloz (TB) vakalarında artış olduğunu belirterek, tarama testlerinde bilimsel yol olan PPD’ye geçilmesi gerektiği kaydedildi.</p>

<p>Açıklamada, “Bir halk sağlığı sorununa dönüşmeden öğrenci ve çalışma izinlerinde verem için PPD’ye, bilimsel yola ivedi dönülmelidir” denildi.</p>

<p>Birlik açıklamasında vakaların Kıbrıslı Türk olmadığına dikkat çekilerek, 2021’de 29, 2022’de 33 ve 2023’de 61, 2024’de de 12 vakanın tanı aldığı belirtildi.</p>

<p>“Vakaların Kıbrıslı Türk olmaması da dikkat çekicidir” denilen açıklamada, 2023’ün ikinci yarısında çalışma, oturma ve öğrenci izinleri için PPD yerine CRP’ye geçilmesi sonrası vaka sayılarında ciddi bir düşüş yaşanmasının “gerçekçi olmadığı” savunuldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tüm gelişmiş ülke kılavuzlarının verem taraması için PPD’yi önerdiği vurgulanan açıklamada, “CRP ile ilgili bilimsel yayınlar Afrika ülkelerine, PPD erişimi olmayan ülkelere aittir. CRP genel bir inflamasyon göstergesi olup TB için spesifik bir test değildir. TB taramasında PPD testinin tercih edilmemesi ve yerine genel inflamasyonu gösteren CRP’nin tercih edilmesi kabul edilebilir değildir” ifadelerine yer verildi.</p>

<p>-Toplum sağlığını risk altında bırakıyor…&nbsp;”</p>

<p>Tarama amaçlı CRP’nin kullanıldığı bu yöntemde, CRP’si yüksek gelen kişilere akciğer grafisi çekildiği fakat bu uygulamada ciddi aksaklıklar bulunduğunu belirtilen açıklamada, “Akciğer grafilerinin çekilmesinde 2-3 aylık gecikmeler yaşanabilmektedir.&nbsp; Bu durumlarda tanıda yaşanan gecikmeler toplum sağlığını risk altında bırakmaktadır.” denildi.</p>

<p>-“ PPD testi verem taraması için şarttır”</p>

<p>“PPD testi verem taraması için şarttır” denilen açıklamada, PPD testinin uygulanabilirliğinin yöneticiler tarafından sağlanması, tedarik için gerekli girişimlerin sonuçlandırılmasının mümkün olduğu ifade edildi.</p>

<p>Bunun ülkedeki TB tarama hizmetlerini daha gerçekçi, bilimsel ve kabul edilebilir noktaya getireceği vurgulanan açıklamada, “Bir halk sağlığı sorununa dönüşmeden öğrenci ve çalışma izinlerinde verem için PPD’ye, bilimsel yola ivedi dönülmelidir” denildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/kibris-turk-tabipleri-birligi-verem-taramasinda-ppd-testi-sart</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Mar 2024 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/kttb-tuberkuloz.jpeg" type="image/jpeg" length="25598"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından "kalıcı oje cilt kanserini tetikleyebilir" uyarısı]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-kalici-oje-cilt-kanserini-tetikleyebilir-uyarisi-1-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-kalici-oje-cilt-kanserini-tetikleyebilir-uyarisi-1-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Güven Çayyolu Cerrahi Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Arzu Gökdemir Yanardağ, "kalıcı oje" işlemi sırasında cildin, UV ışınlarına maruz kaldığını ve sürekli olarak kalıcı oje yaptıran kişiler için bu durumun bir cilt kanseri tetikleyicisi olabileceğini belirtti.</p>

<p>Güven Hastanesi'nden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Uzm. Dr. Arzu Gökdemir Yanardağ, kalıcı oje uygulamaları sırasında tırnakların kimyasal maddelere maruz kaldığını vurgulayarak, "Bu kimyasallar tırnak plakasının üzerinde bulunur ve tırnakların daha ince, kırılgan ve zayıf olmasına yol açabilir. Bu nedenle, sürekli olarak kalıcı oje kullanmak, tırnakların zayıflamasına ve hatta kırılmasına neden olabilir" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yanardağ, uygulama esnasında ellerin ultraviyole ışın altında bekletilmesinin ise cildin UV ışınlarına maruz kalmasına neden olduğunun altını çizerek, "Sürekli olarak kalıcı oje yaptıran kişiler için bu durum bir cilt kanseri tetikleyicisi olabilir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Yanlış ve hijyenik olmayan koşullarda yapılan manikür ve pedikür işlemlerinin tırnak sağlığı üzerindeki etkilerine dikkati çeken Yanardağ, anemi, vitamin-mineral eksiklikleri, travma, yaşlılık, hipotiroidizm, beslenme eksikliği, mantar enfeksiyonu, sık el yıkamak, deterjan ve dezenfektana sık maruziyet, sık yapılan kalıcı oje, protez tırnak, profesyonel kişilerce yapılmayan travmatik manikür-pedikür işlemlerinin tırnak yapısında bozulmalara kırılmaya ve renk değişikliklerine neden olabileceğini vurguladı.</p>

<p>- "Sık tekrarlayan vakalarda cerrahi yöntemlere başvurulabilir"</p>

<p>Tırnak mantarının, tırnakta renk-şekil değişikliği ve tırnak altında boşluk oluşmasıyla fark edilebileceğini vurgulayan Yanardağ, şunları kaydetti:</p>

<p>"Erken müdahaleyle tamamen geri döndürülebilir. Tırnak yatağının kuru tutulması mantardan koruyucu bir önlemdir. Tırnak boyutu ile tırnak yatağı genişliği oranında dengesizlik, tırnakları sıkıştıran dar ayakkabılar ve çoraplar, tırnakları çok kısa kesmek, ayak tırnağının yaralanması gibi nedenler ise tırnak batmasına neden olabilir.</p>

<p>Tırnak batması tedavisi aşamalara göre planlanır. İlk aşamada uygulanan lokal tedavi, antibiyotikli kremlerle vakaların yüzde 60-70'inde iyileşme görülür. İlk aşamayı atlatan hastalara tırnak batmasının kronikleşmemesi için tırnak bakım eğitimi verilir. İkinci aşamada hastaya göre kremle birlikte sistemik tedavide uygulanabilir. Üçüncü aşamada oluşan tırnak ve et arasında granülasyon dokusu denilen farklı etli parçalar, kanayan, kuruyan ve kabuklanan alanlara müdahale edilmesi gerekir. Elektro koter gibi cihazlarla etli kısım ortadan kaldırılır. Tırnağın batan kısmının kesilmesi ya da tel uygulaması gibi farklı tedaviler uygulanabilir. Tırnağın tamamının alınması ve yeni gelen tırnağın düzgün olması da tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır. Bu tedavilere rağmen geçmeyen sık tekrarlayan vakalarda cerrahi yöntemlere başvurulabilir."</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-kalici-oje-cilt-kanserini-tetikleyebilir-uyarisi-1-1</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Mar 2024 16:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/shutterstock-1324842431.jpg" type="image/jpeg" length="54693"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gereksiz antibiyotik kullanımı direnç gelişimini olumsuz etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-direnc-gelisimini-olumsuz-etkiliyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-direnc-gelisimini-olumsuz-etkiliyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Koç Üniversitesi İş Bankası Enfeksiyon Hastalıkları Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Önder Ergönül, antibiyotiklerin gereksiz kullanıldığında ciddi sorunlara yol açtığını, bu sorunların en başında direnç gelişmesinin geldiğini söyledi.</p>

<p>Ergönül, AA muhabirine, salgına yol açabilen enfeksiyonlar ve antimikrobiyal direnç gelişimi üzerine odaklandıklarını belirtti.</p>

<p>Bu iki ana konunun, dünyanın da uğraştığı enfeksiyon hastalıkları açısından önemli olduğunun altını çizen Ergönül, "Bu konularda erken tanı sistemleri, tanı testleri, alternatif ilaç çalışmaları ve klinik çalışmalar yapmaktayız ve toplumda problem olan konulara çözüm önerileri getirmekteyiz. Bunu diğer meslektaşlarla paylaşıp bilinçlendirecek şekilde aydınlatma çalışmaları ve bilgilendirme faaliyetleri yürütmekteyiz." şeklinde konuştu.</p>

<p>Kovid-19 salgınından sonra influenza A'nın tekrar önem kazanmaya başladığına dikkati çeken Ergönül, RSV ve Rhino virüs gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan virüsler ön planda olmak üzere enfeksiyonların yine ilk sırada yer aldığını kaydetti.</p>

<p>Ergönül, "Kasım ve aralık aylarında influenza enfeksiyonunun artışa geçtiğini söyleyebiliriz. İkinci planda Kovid-19 vardı. Ülkemizde özellikle şubat ve mart aylarında influenza B daha çok görülür. Şimdi onu görmeye başladık. Kovid-19 yine olabilmekte ancak vurgulayalım ki aşısı olmayan kişilerde çok daha fazla görülmektedir." dedi.</p>

<p>Enfeksiyon hastalıklarının en çok ileri yaşlardaki kişileri, çocukları ve bağışıklık yetmezliği olanları etkilediğini ifade eden Ergönül, bu grubun aynı zamanda aşılanma için de önemli bir grup olarak öne çıktığını anlattı.</p>

<p>- "Enfeksiyon hastalıkları uygun şekilde tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlara neden oluyor"</p>

<p>Ergönül, enfeksiyon hastalıklarının uygun bir şekilde tedavi edilmediği durumlarda ciddi komplikasyonlara ve hatta ölüme neden olabileceğini vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Örneğin bu kişiler yoğun bakımlarda kalabilir ya da uzun hastane yatışları olabilir. Hastanede yatan kişilere bakarsak özellikle Kovid enfeksiyonlarının aşısız kişileri etkilediğini ve onların daha çok hastanede yattığını, yoğun bakım ihtiyacı olduğunu ve belki de hayatını kaybettiğini görürüz. Salgın döneminde gördüğümüz gibi bugün de aşılar bizim için çok önemli. Influenza aşısı da çok kritik önem taşıyor."</p>

<p>Ergönül, antibiyotiklerin gereksiz kullanıldığında ciddi sorunlara yol açtığını, bu sorunların en başında direnç gelişmesinin olduğunu söyledi.</p>

<p>Türkiye'nin antibiyotik tüketiminde üst sıralarda yer aldığını ve buna bağlı olarak direnç gelişiminin yüksek olduğuna işaret eden Ergönül, "Antibiyotik kullanan kimselerde yan etkiler ortaya çıkıyor. Bu yan etkiler de çok çeşitli. Gereksiz antibiyotik tüketimin azalması gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Ergönül, etkenin bakteri olduğu durumlarda antibiyotik kullanımının önemli olduğunu ancak etkenin virüs olduğu durumlarda antibiyotik kullanımının etki etmeyeceğini dile getirerek, "Üst solunum yolu enfeksiyonlarında en sık etkenler virüslerdir dolayısıyla antibiyotikler etki etmezler. Son enfeksiyonların yüzde 80 ve üzerindeki nedeni de virüslerdir. Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak gerekir." diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-direnc-gelisimini-olumsuz-etkiliyor-1</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Mar 2024 14:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/annnt.jpg" type="image/jpeg" length="17704"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından "kalıcı oje cilt kanserini tetikleyebilir" uyarısı]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-kalici-oje-cilt-kanserini-tetikleyebilir-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-kalici-oje-cilt-kanserini-tetikleyebilir-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güven Çayyolu Cerrahi Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Arzu Gökdemir Yanardağ, "kalıcı oje" işlemi sırasında cildin, UV ışınlarına maruz kaldığını ve sürekli olarak kalıcı oje yaptıran kişiler için bu durumun bir cilt kanseri tetikleyicisi olabileceğini belirtti.</p>

<p>Güven Hastanesi'nden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Uzm. Dr. Arzu Gökdemir Yanardağ, kalıcı oje uygulamaları sırasında tırnakların kimyasal maddelere maruz kaldığını vurgulayarak, "Bu kimyasallar tırnak plakasının üzerinde bulunur ve tırnakların daha ince, kırılgan ve zayıf olmasına yol açabilir. Bu nedenle, sürekli olarak kalıcı oje kullanmak, tırnakların zayıflamasına ve hatta kırılmasına neden olabilir" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yanardağ, uygulama esnasında ellerin ultraviyole ışın altında bekletilmesinin ise cildin UV ışınlarına maruz kalmasına neden olduğunun altını çizerek, "Sürekli olarak kalıcı oje yaptıran kişiler için bu durum bir cilt kanseri tetikleyicisi olabilir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Yanlış ve hijyenik olmayan koşullarda yapılan manikür ve pedikür işlemlerinin tırnak sağlığı üzerindeki etkilerine dikkati çeken Yanardağ, anemi, vitamin-mineral eksiklikleri, travma, yaşlılık, hipotiroidizm, beslenme eksikliği, mantar enfeksiyonu, sık el yıkamak, deterjan ve dezenfektana sık maruziyet, sık yapılan kalıcı oje, protez tırnak, profesyonel kişilerce yapılmayan travmatik manikür-pedikür işlemlerinin tırnak yapısında bozulmalara kırılmaya ve renk değişikliklerine neden olabileceğini vurguladı.</p>

<p>- "Sık tekrarlayan vakalarda cerrahi yöntemlere başvurulabilir"</p>

<p>Tırnak mantarının, tırnakta renk-şekil değişikliği ve tırnak altında boşluk oluşmasıyla fark edilebileceğini vurgulayan Yanardağ, şunları kaydetti:</p>

<p>"Erken müdahaleyle tamamen geri döndürülebilir. Tırnak yatağının kuru tutulması mantardan koruyucu bir önlemdir. Tırnak boyutu ile tırnak yatağı genişliği oranında dengesizlik, tırnakları sıkıştıran dar ayakkabılar ve çoraplar, tırnakları çok kısa kesmek, ayak tırnağının yaralanması gibi nedenler ise tırnak batmasına neden olabilir.</p>

<p>Tırnak batması tedavisi aşamalara göre planlanır. İlk aşamada uygulanan lokal tedavi, antibiyotikli kremlerle vakaların yüzde 60-70'inde iyileşme görülür. İlk aşamayı atlatan hastalara tırnak batmasının kronikleşmemesi için tırnak bakım eğitimi verilir. İkinci aşamada hastaya göre kremle birlikte sistemik tedavide uygulanabilir. Üçüncü aşamada oluşan tırnak ve et arasında granülasyon dokusu denilen farklı etli parçalar, kanayan, kuruyan ve kabuklanan alanlara müdahale edilmesi gerekir. Elektro koter gibi cihazlarla etli kısım ortadan kaldırılır. Tırnağın batan kısmının kesilmesi ya da tel uygulaması gibi farklı tedaviler uygulanabilir. Tırnağın tamamının alınması ve yeni gelen tırnağın düzgün olması da tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır. Bu tedavilere rağmen geçmeyen sık tekrarlayan vakalarda cerrahi yöntemlere başvurulabilir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/uzmanindan-kalici-oje-cilt-kanserini-tetikleyebilir-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Mar 2024 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/thumbs-b-c-34ff5d4cb27d9fa909fcfd6e604977461.jpg" type="image/jpeg" length="14705"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sigara içenlerde iç organ yağlanması, içmeyenlere göre daha fazla olabilir]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/sigara-icenlerde-ic-organ-yaglanmasi-icmeyenlere-gore-daha-fazla-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/sigara-icenlerde-ic-organ-yaglanmasi-icmeyenlere-gore-daha-fazla-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, sigara içenlerde iç organ yağlanmasının, içmeyenlere göre daha fazla olabileceğini tespit etti.</p>

<p>Addiction dergisinde yayımlanan araştırmada, bilim insanları yaklaşık 1,7 milyon sigara kullanıcısının verilerini inceledi.</p>

<p>Kopenhag Üniversitesinden araştırmacılar, bu kapsamda sigara içilmesinin iç organ yağlanmasını artırabildiğini ortaya koydu.</p>

<p>Araştırma ekibi lideri Dr. German Carrasquilla, araştırmaya dair "Halk sağlığı açısından bakıldığında, bu bulgular sigara içmeyi önlemeye ve azaltmaya yönelik çabaların önemini güçlendiriyor. Çünkü bu iç organlardaki yağların ve bununla ilişkili tüm kronik hastalıkların azaltılmasına da yardımcı olabilir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Carrasquilla, iç organ yağlanması riskini düşürmenin, diğer önemli hastalık risklerini de düşürdüğünü ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar, iç organları saran bu yağlanma türünün kalp hastalıkları, diyabet, demans ve felç riskiyle ilişkisi olduğu uyarısında bulundu.</p>

<p>Bilim insanları, daha zayıf vücut tipine sahip kişilerde de önemli ölçüde iç yağlanma olabileceğine, bunun da ciddi hastalık riski teşkil ettiğine dikkati çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/sigara-icenlerde-ic-organ-yaglanmasi-icmeyenlere-gore-daha-fazla-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 21 Mar 2024 15:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/smoking-cigarettes-1.jpg" type="image/jpeg" length="83330"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Ramazan ayında da sağlıklı ve güvenilir gıda maddeleri tüketilmeli”]]></title>
      <link>https://www.kibrisgenctv.com/ramazan-ayinda-da-saglikli-ve-guvenilir-gida-maddeleri-tuketilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrisgenctv.com/ramazan-ayinda-da-saglikli-ve-guvenilir-gida-maddeleri-tuketilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (KTMMOB) Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Beste Oymen, gıda zehirlenmelerinin yaşanmadığı, gıda israfının yapılmadığı, gıda arzında bir sıkıntının yaşanmadığı ve gıdanın hakça paylaşıldığı bir Ramazan ayı geçirilmesi dileğinde bulundu.</p>

<p>Oymen, yaptığı yazılı açıklamada,&nbsp;Ramazan ayında gıda güvenliği açısından dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı. Beste Oymen,&nbsp;Ramazan ayıyla birlikte beslenme düzeni ve alışkanlıkların tümüyle değiştiğini, açlık süresinin uzadığını dolayısıyla her zaman olduğu gibi bu dönemde de dengeli beslenme ile birlikte sağlıklı ve güvenilir gıda maddeleri tüketmenin büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Azalan gelir düzeyi göz önünde bulundurulduğunda, Ramazan alışverişi yapacak olan tüketicilere önemli sorumluluklar düştüğünü belirten Oymen, özellikle de alım gücü düşük olan kesimin, göreceli ucuz olduğu için merdiven altı, kayıt dışı, uygunsuz ürünlere, sokakta, dökme veya ambalajsız olarak, neredeyse hammadde fiyatına satılan gıdalara yönelmesinin halk sağlığı açısından risk oluşturduğunu kaydetti.</p>

<p>-“Etiket okuyarak, alışveriş yapmak gıda güvenliğini artırır”</p>

<p>Etiket okuyarak alışveriş yapmanın gıda güvenliğini artırdığına dikkat çeken Oymen, “Her tüketici aynı zamanda bir denetçidir” dedi. Ramazan ayı ile birlikte toplu tüketim noktalarında iftar saatlerinde olağanüstü bir yoğunluk olduğunu ifade eden Oymen, şöyle devam etti:</p>

<p>“Hızlı ve eş zamanlı servis yapılmasının gerekliliği düşüncesi ile yemekler saatler öncesinde hazırlanmaktadır. Eğer hazırlanan yemekler doğru sıcaklıklarda muhafaza edilmez ise oluşacak mikrobiyolojik üremeler insan sağlığını tehdit edebilmektedir.”</p>

<p>Özellikle toplu yemek servisinin yapıldığı yerlerde hazırlanan yemeklerin, iftar öncesinde sıcaklığın kontrol altına alındığı koşullarda bekletilmesi gerektiğini belirten Oymen, şunlara dikkat çekti:</p>

<p>“Sıcak tutulacak gıdalar yeterince sıcak (sıcaklığı 65 °C seviyesinin altına düşmemelidir), soğuk tüketilecek gıdalar yeterince soğuk ( 4°C ve altındaki sıcaklıklarda) muhafaza edilmeli ve saatler öncesinden masalara servisi yapılmamalıdır.”</p>

<p>Bozulduğundan kuşkulanılan gıdaların tüketilmemesi, tüketime sunulmaması gerektiğini ifade eden Oymen, çiğ, az ya da yarı pişmiş yemek yeme alışkanlıklarından uzak durulmasının önemini vurguladı.</p>

<p>Taze et, balık veya kanatlı etlerinin gıda zehirlenmesine yol açan hastalık yapıcı mikorganizmaları yok etmeye yetecek güvenli bir iç sıcaklık seviyesinde pişirilmesi gerektiğini belirten Oymen, şu bilgileri verdi:</p>

<p>“Tüm kanatlı etleri merkez noktası 74°C, yumurta ve yumurta ile yapılan yemekler merkez noktası 74°C, kıyma(köfte) merkez noktası 74°C, biftek, rosto ve pirzola merkez noktası 63°C, deniz ürünleri merkez noktası 63°C ulaşmalıdır.”</p>

<p>Çiğ et, tavuk, balık ve yumurtaya dokunduktan sonra ellerin yıkanması gerektiğini kaydeden Oymen, yapılması ve yapılmaması gerekenleri şöyle sıraladı:</p>

<p>“Çiğ et, tavuk, hindi ve yumurtayı yıkamayınız. İyice pişirmek olası zararlı mikroorganizmaları zaten öldürür.</p>

<p>Çiğ et ürünleri ve pişmiş gıdalar için daima ayrı kesme tahtası, bıçak, tabak, kaşık vs. kullanınız.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Pişmiş gıdaları hemen tüketiniz, daha sonra tüketecekseniz hızlıca soğutup, soğumasını takiben buzdolabında saklayınız. Oda ısısında 2 saatten fazla bekletmeyiniz.</p>

<p>Ambalajı bozulmuş ve yırtılmış gıdaları satın almayınız. Konservelerde bombaj yapmış, hasar görmüş, paslanmış veya çentikli olanlar satın alınmamalıdır.</p>

<p>Ürünlerin son kullanım tarihini mutlaka kontrol ediniz, tarihi geçmiş ürünleri kesinlikle tüketmeyiniz.”</p>

<p>Et, tavuk, balık gibi çabuk bozulabilen gıdaların ve dondurulmuş ürünlerin alışverişin sonunda alınması önerisinde bulunan Oymen, mikrobiyolojik bozulma riski yüksek olan bu ürünlerin soğuk zincir içinde satışa sunulduğundan, emin olunması gerektiğini vurguladı. “Donmuş ürünler en az -18°C, soğuk dolaplar en fazla +4 °C olmalıdır” diyen Oymen, bu tür gıdaların uygun sıcaklık koşullarında muhafaza edilerek, kısa sürede tüketilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>İftarda tüketilen yemeklerin, sahura kadar oda ısısında tutulmaması, yemeklerin tekrar tekrar ısıtılmasından kaçınılması, yemeklerin yenilecek miktarlarda ısıtılması ve kısa süre içinde tüketilmesi gerektiğini ifade eden Oymen, “Yemekler yeniden tüketilirken 75 °C kadar ısıtılmalıdır. Et yemekleri buzdolabında 1-2 günden fazla, &nbsp;etsiz yemekler ise 3-4 günden fazla bekletilmemelidir” dedi.</p>

<p>-“Çözülmüş ürünü bir daha dondurmayınız”</p>

<p>Dondurulmuş ürünlerin asla ortam sıcaklığında çözündürülmemesi, buzdolabında (4 °C) ya da mikrodalga fırında çözündürülmesi gerektiğini kaydeden Oymen, “Çözülmüş ürünü bir daha dondurmayınız” dedi. Beste Oymen, sebze ve meyvelerin iyi bir şekilde yıkandıktan sonra tüketilmesi gerektiğini de ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrisgenctv.com/ramazan-ayinda-da-saglikli-ve-guvenilir-gida-maddeleri-tuketilmeli</guid>
      <pubDate>Mon, 18 Mar 2024 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrisgenctvcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrisgenctv-com/uploads/2024/03/gida-muhendisleri-odasi.jpg" type="image/jpeg" length="52428"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
