6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında en ağır yıkımı yaşayan kentlerin başında Hatay geliyor. Onbeş Kasım Kıbrıs Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi, aynı zamanda Hatay Valisi Danışmanı Prof. Dr. Levent Eraslan, kentte üç yıldır yürütülen çalışmaları değerlendirdi; “Hatay’da sadece şehirler değil, hayat yeniden inşa ediliyor” dedi.
Asrın felaketi yalnızca binaları değil, bir şehrin hafızasını da yerle bir etti. On binlerce can kaybı, yüz binlerce yıkılmış yapı… Hatay, depremin en ağır izlerini taşıyan kent oldu. Prof. Dr. Levent Eraslan’a göre bu süreç, devletin kriz anındaki refleksini ve vizyonunu ortaya koyan tarihsel bir sınavdı.
Depremin ardından yürütülen çalışmalar yalnızca enkaz kaldırma ve konut üretimiyle sınırlı kalmadı. Kalıcı konutlar, altyapı ve kamu binaları kadar, toplumun psikolojik ve sosyal olarak ayağa kalkması da öncelik olarak belirlendi. Afet yönetimi, kısa vadeli bir müdahale olmaktan çıkarılarak uzun soluklu bir iyileşme programına dönüştürüldü.
Saha taramalarında Hatay genelinde 8 bin 850 çocuğun öksüz ya da yetim kaldığı tespit edildi. Her çocuk için hane ziyaretleri yapıldı, eğitim ve sosyal ihtiyaçlar web tabanlı bir sistemle takibe alındı. 15 ilçede yaz okulları, kültür ve spor etkinlikleri başlatıldı. 2025 verilerine göre Hatay, koruyucu aile yanına yerleştirilen çocuk sayısında Türkiye birincisi oldu. Eraslan, bunun sosyal devlet anlayışının en somut göstergelerinden biri olduğunu vurguluyor.
Hatay’da yaklaşık 300 bin bağımsız bölüm hasar gördü. Bugüne kadar 100 bini aşkın kalıcı konut ve köy evi planlandı; büyük bölümü hak sahiplerine teslim edildi.
400’den fazla okul binası yeniden yapıldı ya da güçlendirildi.
20’nin üzerinde hastane ve sağlık tesisi hizmete alındı.
Kaymakamlıklar, adliyeler, güvenlik binaları dâhil yüzlerce kamu kurumu kalıcı mekânlarına taşındı.
Yeniden inşanın önündeki en büyük engellerden biri artan maliyetlerdi. Deprem öncesi 80 lira olan agrega fiyatı 480 liraya kadar çıktı. Üretim sahalarının artırılmasıyla fiyatlar 190–220 lira bandına çekildi, çimentoda da benzer düzenlemeler yapıldı. Bu adımlar hem kamu yatırımlarını hem vatandaşın kendi evini yapma sürecini rahatlattı.
Kadın kooperatifleri desteklendi, yerel üretim teşvik edildi. Coğrafi işaretli ürün sayısı iki yılda 25’ten 60’a yükseldi; kentin ekonomik ve kültürel kimliği korunmaya çalışıldı.
Eraslan’a göre sürecin en kritik noktası kurumlar arası eşgüdüm oldu. Kararlar masa başında değil, sahadaki gerçek ihtiyaçlara göre alındı. Merkezi idare, yerel yönetimler ve sivil yapıların ortak hareket etmesiyle kaynak israfı önlendi, uygulamalar hız kazandı.