Yağmuralan Derneği Başkanı Esat Mustafa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) “Kazali ve Diğerleri” davası hakkında yaptığı başvuru sonucu 26 Mart’ta tek yargıçla yapılan duruşmada kabul-edilmezlik kararı alındığını açıkladı. 
Mustafa konuyla ilgili yazılı açıklamasında “AİHM’in 6 Mart 2012 tarihli ‘Kazali ve Diğerleri’ davasında iç hukukun tüketilmediği gerekçesiyle davanın reddedilmesinden ve tüm Kıbrıslı Türk davacıların Vasiliğe ve Rum mahkemelerine yönlendirilmesinden sonra, davacılar arasında bulunan Yağmuralan Derneği Başkanı Esat Mustafa’nın 8 Ağustos 2012 tarihinde Vasiliğin başkanı olan GKRY İçişleri Bakanına yaptığı geniş kapsamlı başvurunun yanıtsız kalmasından dolayı, 15 Ocak 2020 tarihinde AİHM’e yaptığı başvuruda, mahkeme 26 Mart 2020 tarihli, tek yargıçlı duruşmasında ‘kabul-edilmezlik’ kararı aldı” dedi.
Mustafa, “Güney Kıbrıs’ta taşınmazları bulunan Kıbrıslı Türkler için hem güneydeki hem de AİHM’deki hak, adalet ve hukuk yolları tıkanmıştır” iddiasında bulundu.
AİHM’in, kararın son olduğunu, karara karşı mahkemeye bağlı herhangi bir komite, yasama meclisi ya da yasama organına başvuru yapılamayacağını ve dava ile ilgili tüm iletişimin son bulduğunu, kesin bir tavırla ifade ettiğini dile getiren Mustafa şöyle devam etti: 
“AİHM kararını içeren 2 Nisan 2020 tarihli mektup, davacıya 20 Mayıs 2020 tarihinde ulaşabilmiştir. AİHM kararında, davanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 24-2 ve 27’nci maddelerine uygun olarak incelendiği, AİHM’e yapılan başvurunun, iç hukukun ‘son karar’ tarihinden sonra, altı ay içerisinde ‘yapılmadığı’ ve bu konuda ‘çok geç kalındığı’ gerekçe olarak gösterilerek, Sözleşme’nin 35-1 maddesinin uygulandığı belirtilmiştir ancak iç hukuktan kaynaklanan ‘son karar’ ile ilgili metnin bir kopyası davacıya gönderilmemiştir.
8 Ağustos 2012 tarihinde Vasiliğe yapılan başvurudan sonra, davacıya herhangi bir yanıt ulaştırılmamıştır, ‘son karar’ ile ilgili herhangi bir yanıt gitmemiştir, davaya ilişkin gerek İçişleri Bakanlığı’ndan gerek Vasilik’ten gerekse Rum mahkemelerinden davacıya herhangi bir mektup veya e-posta gönderilmemiştir. Davaya ilişkin meçhul kararın hangi tarihte, hangi kurum tarafından alındığı ve nerede korunduğu ya da gizlendiği, davacı tarafından bilinmemektedir”.
“AİHM’E GİDEN YASAL YOL BİLİNÇLİ, KASITLI VE ORGANİZE ŞEKİLDE TIKANDI”
Güney Kıbrıs’ın davaya ilişkin son kararını davacıya ulaştırmamakla, büyük bir haksızlık yaptığını ifade eden Mustafa, böylece AİHM’e giden yasal yolun bilinçli, kasıtlı ve organize şekilde tıkandığını dile getirdi. 
“Bu olay, davalının, davacıya karşı oynadığı çirkin bir oyundur” ifadelerini kullanan Mustafa yaşanan hukuki süreci işe şu sözlerle anlattı:
“Davacı Esat Mustafa, hak ve adalet arayışı için başlattığı hukuk sürecinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddelerine tam olarak bağlı kaldığını ve AİHM’in 6 Mart 2012 kararlarına tam olarak uyduğunu ancak davalı tarafın mahkeme kararlarına karşı ters hareket ederek, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesini ve 1. Protokolünün 1. Maddesini ihlal ettiğini ve Vasiliye yapılan başvuruyu bilinçli olarak geciktirip, haksızlığa uğrattığını ileri sürdü. Davacı Mustafa, çaresizlik içinde AİHM’e başvurma ihtiyacı duyduğunu ve mülkiyet hakları için Vasiliye başvuran ancak hiçbir netice alamayan, diğer Kıbrıslı Türklere ait belgelenmiş somut başvuru örnekleri de vererek, Kıbrıslı Türk mal sahipleri için güneyde etkin bir hukuki çare bulunmadığını ileri sürdü.
Davacı Mustafa, Kıbrıslı Türklerin güneydeki taşınmazlarına ilişkin mülkiyet davalarında duyarsız ve etkisiz kalmasından dolayı, Vasi’nin tüm yetkilerinin derhal feshedilmesini ve Vasiliğin kapatılmasını da talep etmişti.
Mustafa, Birleşik Krallık’ta ikamet edip, KKTC sınırları dahilinde mülkiyeti bulunan ve tazminat için 2008 yılında Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvuran Kıbrıslı Rum, Adriani Joannou davasını da örnek göstererek, Türkiye’ye karşı AİHM’de dava açıldığını ve davanın geciktirilmesiyle etkisizleştirilmesinden dolayı, Sözleşmenin 1. Protokolü’nün 1. Maddesi’nin davalı tarafından ihlal edildiğine karar verildiğini de hatırlattı.
“DAVA NASIL BAŞLADI?”
Mustafa dava sürecinin başlangıcını ise şöyle özetledi: 
“Bir grup Yağmuralanlı, Merkezi İngiltere’de bulunan ve 15 Şubat 2004 tarihinde kurulan Yağmuralan Derneği öncülüğünde, 1964 yılında Rumlar tarafından yakılıp yıkılan ve 1974 olaylarından sonra çam ağaçları dikilerek tamamen ormanlaştırılan köyleri ve gasp edilen mülkiyet hakları için, 2004 yılından bu yana, GKRY’ne karşı hukuk mücadelesi vermektedir.
Yağmuralan Derneği 30 Mart 2004 tarihinde, Kıbrıslı Türklerin mallarının vasisi olan GKRY İçişleri Bakanına yaptığı başvuruda, mal sahiplerine ait mülkiyet haklarını, yakılıp yıkılan Yağmuralan köyünün restorasyonunu ve köy sakinlerine iadesini, ayrıca, kayıplardan kaynaklanan tazminat haklarını da talep etmişti ancak Vasiliğin 139/1991 sayılı yasasının engeline takılarak, tüm talepleri yazılı olarak reddedilmişti. Bunun üzerine, bir grup Yağmuralanlı 2008 yılında AİHM’e başvurarak, GKRY’ne karşı dava açmıştı.
GKRY 7 Mayıs 2010 tarihinde, Kıbrıslı Türklerin güneydeki mülkiyet haklarına ilişkin, Vasilik yasasında yaptığı değişikliklerle, davacıların AİHM’deki davalarını olumsuz olarak etkilemişti. AİHM, güneyde bulunan Kıbrıslı Türk mallarına ilişkin 139/1991 sayılı Vasilik yasası değişikliği ile alınan yeni tedbirlerin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun olarak teşkil edildiğine ve Kıbrıslı Türk mal sahipleri için etkin bir iç hukuk yolu oluşturduğuna saptama yaparak, güneydeki iç hukuk sürecinin tüketilmediği gerekçesiyle, yapılan başvuruların tümünü 6 Mart 2012 tarihli kararıyla reddetmişti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye aleyhine açılan ‘Demopoulos ve Diğerleri’ davasında, mülkiyet hakları için AİHM’e giden tüm Rumlara, 5 Mart 2010 tarihli kararıyla, iç hukuku tüketmek için KKTC’de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu yolunu göstermiş ve iki yıl sonra, 6 Mart 2012 tarihinde sonuçlanan ‘Kazali ve Diğerleri’ davasında da emsal teşkil eden, benzeri bir karar alarak, Kıbrıslı Türklerin de mülkiyet hakları için önce ‘etkin bir iç hukuk yolu sunan’ Vasiliğe başvurması gerektiğine karar vermişti. AİHM, hak talebinde bulunan Kıbrıslı Türklerin Vasilik kararından tatmin olmaması durumunda, güneydeki mallarının idaresini elinde bulunduran ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan Vasiliğin Rum mahkemelerinde dava edilebileceğini de belirtmişti ancak hak ve adalet arayışı için Rum mahkemelerinde yıllarca sürünen Kıbrıslı Türk davacılar, bu alanda büyük miktarda paralar harcamalarına karşın, herhangi bir sonuç alamamışlardır.”

Editör: TE Bilisim