Maraş bölgesindeki pastanesinde, eski bir dosya içerisinde yıpranmış fotoğrafları ile beni bekliyordu.
Asaletli ve mütevazi kişiliği, saygılı konuşması karakterinin özgün bir yansımasıydı. Yaşamını verdiği futbol serüveni ile ilgili anıları yüreğinde çıkarılmayı bekleyen bir hazine gibiydi Hüseyin Galliga’nın.
Kıbrıs Türk futbol tarihine ismini altın harflerle yazdırmış büyük efsane Galliga ile oturup bir kahvelik sürede bile sohbet şansı yakalamak, büyük bir değerdi benim için.
GALLİGA’LIK BİR AİLE SEMBOLÜ
Kıbrıs’ın gelmiş geçmiş en büyük golcülerinden ve efsane futbolcularından biri olan Hüseyin Galliga 22 Haziran 1942’de Paşaköy’de dünyaya gelmiş.
1974 sonrası Soyadı Yasası çıktıktan sonra Alder’liği almış ama onun ismi, ile bütünleşmiş “Galliga”lığı hala kullanıyor.
Yani “Alder’lik formaliteden öne geçmemiş.
“Galliga”lık nerden geldi diye soruyorum.
“Galligalığın anlamı nalbant demektir. Galliga’lık bize atadan gelme bir meslektir. Babam da, babamın babasının mesleği de galligalıktı.
Yaşadığımız Paşaköy’de daha fazla Rum olduğu için dedemede babama da Galliga olarak çağırırlardı.”
PAŞAKÖY’DEN KAÇIŞ
Aslen Paşaköylü müsünüz?
“Aslen Paşaköylüyüz Osmanlı zamanından kalma. Paşaköy’de yaklaşık 30 Kıbrıslı Türk aile yaşıyordu. 150-200 aile de Rum yaşıyordu. 1956-57’lerde köyden kaçmak durumunda kaldık.”
Hüseyin Galliga, Rumların adım adım ağırlaşan baskıları sonrası Paşaköylü Türklerin, köyü nasıl terk etmek durumunda kaldıklarını anlatarak tarihe ışık tutuyor:
“O zaman bütün işyerleri Rumlara aitti. Lefkoşa ve Mağusa’ya giden otobüsleri de Rumlar sürüyordu.
O yıllarda Rumlar sabahleyin Lefgoşa vey Mağusa’ya gidecek olan Kıbrıslı Türkleri otobüslere almamaya başlamıştı. Bakkallar Kıbrıs Türklere hiçbir şey satmıyordu.
Dolayısı ile ordan göçüp gitmemiz için ellerinden gelen zorluğu çıkarırlardı.
Bu baskıya dayanamayan köylülerimiz mecbur galdılar İskele’ye, Mağusa’ya, Lefgoşa’ya, yakın köy olan Vadili’ye göçtüler ve dağıldılar.”
“GALECİ OLARAK BAŞLADIM”
Kıbrıs’ın gelmiş geçmiş en büyük golcülerinden olan Galliga acaba futbolda hangi mevkide başlamıştı:
“Futbola ilkokul yıllarında başladım. İlkokuldan itibaren ben futbolu sevmeye başladıydım. Daha sonra Mağusa Namık Kemal Lisesi’ne gittim. O dönem sınıflararası, okullararası maçlar vardı. Futbol müsabakaları şimdikinden çok daha yoğundu. Mahallerde takımlar kurar ve mahallelerarası maçlar yapardık.
İlk lisansımı 1958’de 16 yaşında Dumlupınar’da galeci olarak çıkardım. Çok güzel da galeciliğim varıdı. Dumlupınar’a galeci olarak başladık. Tabi o zaman bölge ligleri vardı. Mağusa, Lefkoşa, Baf, İskele, Limasol.”
FUTBOL YAŞAMININ DÖNÜM NOKTASI
Takımda bir kişi eksilince, Galliga’nın futbol yaşamının dönüm noktası oluyor:
O dönemde futbolcu bulmak da zordu. Dumlupınar’da bir gün 11 gişiyi neredeyse çıkaramadık. O gün başkasını galeye koydular ve ben içeride oynadım. O maçta iyi oynamış ve gol de atmıştım. Daha sonra devam ettim. Çünkü içerde oynadığım zaman daha verimli olmaya başladım her maçta gol atardım. Süratim vardı, top hakimiyetim vardı ve ben forvet de oynamaya başladım.”
Bu değişim sizi alıp Kıbrıs futbolunun en büyük golcülerinden mi yaptı?
“Evet bir anlamda öyle oldu. Hatta hatırlarım 1959’da Mağusa bölgesi şampiyonluğunu Dumlupınar kazanmıştı. Baf’ta, Baf Ülkü Yurdu, İskele’de Güneşspor kazanmıştı. Mağusa bölgesi şampiyonu olarak İskele Güneşspor ile yaptığımız karşılaşmada ben o gün 7 tane gol attıydım.
1959-60 sezonunda da Mağusa Türk Gücü’ne transfer oldum. Mağusa’da ilk senemde Kupa Şampiyonluğu yaşadım.
O dönem Çetinkaya’da Defderalı, Yenicami’de Oğuz Karayel gibi yıldızlar vardı. Yetişip bir sene onlarla oynadım.
Daha sonra Mağusa’da futbol yaşamımı sürdürmeye başladım. 3-4 sezon gol krallıklarım oldu.”
KIBRIS KARMASI VE BURSASPOR DENEYİMİ
Bu muhteşem yükseliş onu çok genç yaşta Kıbrıs Karması’na taşıyor:
Mağusa’ya geldiğimde 17-18 yaşındaydım ve başarılı olduğum için Kıbrıs Karması’na da seçilmiştim.
Kıbrıs Karması’nda o dönem Kıbrıs’a gelen A Milli Takım, Fenerbahçe, Galatasaray’a karşı maç yaptık. Bir dönem Altay geldi Yenicami beni takviye almıştı. Çetinkaya Dinamo Bükreş’le yapacağı karşılaşmada beni takviye almıştı.
O dönem Osman Uçaner Türkiye’de Bursaspor’da oynuyordu. Kıbrıs’a geldiğinde beni alıp Bursaspor’a götürdü. 15-20 gün sezon açılışına katıldım. O zaman antrenörleri Sabri Kiraz’ıdı. Sabri Kiraz Türkiye Genç Millilerin başında devamlı olarak Kıbrıs’a geldiği için beni iyi tanırdı. O zaman şartlar şimdiki gibi değildi ve şartlar beni tatmin etmediği için geri geldim.
Hem para sorunu vardı. O dönem Kıbrıs’ta bankada çalışıyordum. Orda başarılı olamazsak Kıbrıs’taki işimizi kaybetme tehlikesi vardı. Evliydim aileme karşı sorumluluklarım vardı, dolayısı ile geri Kıbrıs’a geldim.”
ASKERİ TAKIMLAR
Bölüklerarası maçlarda da yerini almış Galliga:
“Mağusa’da da bölük takımları kurulduydu ve ben de onlarda oynardım.
Çünkü 1963-68 yılları arası Kıbrıs Türkleri bir yerden bir yere gidemezdi. O maçlar da çok heyecanlı ve keyifli geçiyordu. Lig karşılaşmaları kadar çekişmeli geçerdi.”
REKORLARIN ADAMI GALLİGA
Hüseyin Galliga, hala daha kırılamayan ve belki de hiç kırılamayacak olan rekorların sahibi:
“44 yaşına kadar oynadım. Yani 16 yaşından 44 yaşına kadar futbol oynadım, dile kolay 28 yıl.
44 yaşında Futbolu bıraktığımda İskele’de oynuyordum. Kıbrıs’ta en uzun süre futbol oynayan kişilerden biriyim, belki de tek kişiyim.
Liglerde 10 takımın olduğu zaman bir sezonda 44 dane gol atmıştım. Şu anda dahi bu rekoruma ulaşılamıyor.”
BIKMADAN USANMADAN ÇALIŞIRDIM
Galliga’ya kendisini bu muhteşem başarıya sürükleyen futbol yaşamının sırlarını soruyoruz:
“En büyük özelliğim futbolu ben çok severdim. Sevdiğim için çalışırdım ve bol bol çalışırdım. Bu her işte de böyledir. Çok çalışırsan, çok başarılı olun.
Dolayısı ile ben futbolunan yatar, futbolunan galkardım. Çocukluk dönemimde de öyleydi, lisanslı futbolculuk yaşamımda da. Antremanlardan sonra bile top alır, bıkmadan usanmadan çalışırdım. Sigara içmezdim, askerlik dönemimde de içmedim. Tek uğraşım futboldu.
Ben hala daha söylerim. ‘Çok çalışmak gerekir. Eğer çok çalışırsan bir yere varabilirsin. Yarım saat, bir saat 2 saat antrenman yeterli değildir.’
FUTBOLU YAŞAMAN LAZIM
Galliga antrenörlük yaptığı dönemde çalışma azmini aşılamaya çalışınca neyle karşılaşıyor:
“Ben antrenörlük de yaptım. Devamlı aynı şeyleri yaptırırdım çocuklara.
“Sen başga bir şey bilmen. Bize hep aynı şeyleri yaptırın” diye sitem ederlerdi.
Ben de kendilerine “Ben size aynı şeyleri yaptırmaya başlayalı daha 3 ay. Ben 10 sene yaptım da ancak öğrenebildim” derdim.
Şimdikiler ister bir anda her şeyi öğrensin. Çalışmadan bu mümkün değil. O nedenle bugün futbol seviyemiz düştü.
15-20 gün kursa gitmeyle antrenör olamazsın. Bugün Avrupa’daki tüm kalbur üstü antrenörlerin çok başarılı bir futbol geçmişi var. Yani sadece okumayla da iyi antrenör olaman. Futbolu yaşaman lazım.
Bir zaman bir hakem arkadaşımız vardı. Futbol oynamamıştı ama hakem kurslarında hep birinci olurdu. Ama gelip görev aldığı maçları yarım bırakır yürütemezdi. Sadece okumayla bir yere varılamaz, içinde olman gerekir.
ÖZEL SEYİRCİLERİM VARDI
Araba değiştirerek Limasol’dan Mağusa’ya beni seyretmeye gelen taraftarlar vardı. Çoğu zaman dönüşte araba da bulamazlardı ve ertesi gün sabah Limasol’a dönerlerdi. O gadar bir meraklı taraftarlarımız vardı.
Gazetelerde “Galliga’yı görmeye gelecek izleyici kitlesi var” diye başlıklar atılırdı.
ARSENAL BENİ BEĞENDİ
İngiltere ve dünyanın en iyi takımları arasında yer alan Arsenal’in beğendiği futbolcular arasına da girmiş Galliga:
“Yanılmıyorsam 1963 öncesiydi Arsenal Rumların davetlisi olarak Kıbrıs’a gelmişti. Antreman yapmak için Mağusa Türk Gücü’nün sahasına gelmişlerdi.
Orda bizim de antremanımız vardı.
O dönemki Arsenal’ın antrenörü beni beğenmiş ve Londra’ya gelmemi istemişti. Kıbrıs’ın o günkü şartlarında bizim imkanımız yoktu ve gidemezdik.”
CUMARTESİ TÜRK PAZAR RUM TAKIMINDA
Yıldızı her geçen gün parlayan Galliga’ya Rum takımları da göz dikiyor. Kendisini isteyen birinci lig takımlarından Paralimni’nin forma giymeye başlıyor.
Galliga orda da futbol yeteneklerini en iyi şekilde ortaya koyarak Rumların gönlünde de taht kurmuş:
“1971-72’de Rum tarafında birinci ligde oynayan Paralimni takımında forma giydim
Mağusa Türk Gücü’nün maçı olmadığı gün gider Paralimni de oynardım. Pazar yoksa, Pazar, Cumartesi maç yoksa Cumartesi giderdim.
Yani Cumartesi Türk takımında, Pazar Rum takımında oynadığım zamanlar olurdu.
Paralimni genelde fanatik Rum taraftarların takımı olmasına karşın, içlerinde limanda çalışan çok arkadaşlarım vardı. Çıkar sahaya futbolumu oynardım ve büyük takdir görürdüm.”
MUHTEŞEM GOLÜNÜN FOTOĞRAFLARI DEŞİFRE EDİYOR
Gizlin olarak Paralimni’de oynayan Galliga’nın yıldızı iyice yükselip Rum gazetelerinde fotoğrafları yayınlanınca işler tersine gitmeye başlıyor.
Peki neler yaşanıyor. Nefes almadan dinliyorum Galliga’nın ağzından bu tarihi gelişmeleri:
“Tabii ki o dönem Türklerle Rumlar arasında gerginlik olmasından dolayı ben gizli olarak gidip Paralimni’de oynardım.
Benim Paralimni’de oynadığım Omonya ile yarı finale kalınca öğrenilmişti. Çeyrek finalde Pazar günü İskele’nin Alki takımını elemiştik.
O maçta attığım çok güzel golün fotoğrafları bütün Rum gazetelerinde yayınlanınca biz iyice deşifre olduk.
RUMLAR BİLE DENKTAŞ’A ŞİKAYET EDİYOR
Pazartesi de Kuzey Kıbrıs Milli Takımı ile Türkiye’ye gidecektik. Rum gazetelerinde fotoğraflarımı gören dönemin KTFF Başkanı Ahmet Sami Topcan beni federasyona çağırdı. Durumu anlatınca ‘Ankara’ya gidip gelince hesaplaşırız seninle’ dedi.
Pazartesi günü Kuzey Kıbrıs Milli Takımı ile Türkiye’ye gittik. Cumartesi maçımızı oynadıktan sonra, Türkiye’den Beyrut’a ordan da Kıbrıs’a geldim.
Pazar günü Omonya ile yarı final maçına çıktım. O maçı da 2-1 kaybetmiştik. Yarı final maçı oynanmadan önce Omonya’dan bir gurup Denktaş beyi ziyaret ederek benim yarı final maçına çıkmamı engellemek de istediler.
Sonuçta yarı final maçına çıktığım duyuldu. Lefkoşa’ya çağrıldık . Bizimkiler uygun görmedi ve bıraktık o yanda oynamayı.”
PARALİMNİ’DE DEVAM EDEN BÜYÜK GALLİGA SEVGİSİ
O günkü yönetimce daha fazla oynaması engellenen Galliga’ya, Paralimni Kulübü ve taraftarları arasında hala daha büyük bir sevgi ve saygının olması, onun ne kadar yüce bir futbolcu olduğunu ortaya koyuyor:
“Hala daha o bölgeye gidip ismimi söylediğimde tüm Rumlar elden gelen yardımı bana yapar. Çünkü orda da çok iyi bir isim yapmıştım.
Bugün bile gidip “Galliga” desen herkes beni tanır.
Kapılar açıldıktan sonra beni bir çok kez alıp Paralimni’nin maçlarına götürdüler. Rum televizyonları benimle röportaj da yaptı.
Paralimni’nin, Omonya maçını izlemeye gittiğimde beni anons ettiler.
Tirbünler beni alkışladı, Daha sonra beni tanımak için herkes etrafımı sardıydı.”
“KIBRIS KARMASINA ÇAĞRILDIM AMA..”
Dönemin Kıbrıs Cumhuriyeti Milli Takımı’na da çağrılan ve antremanlara katılan Galliga, burada da siyasi engel duvarına çarpıyor:
“O dönem beni Kıbrıs Karması’na da çağırmışlardı. Antremanlara da katılmıştım.
Ama siyasi nedenlerden dolayı bırakmak durumunda kaldık.
Rum Milli Takımı’nın Portekiz Milli Takımı ile maçı vardı. Ama çıkıp oynayamamıştım.”
UNUTAMADIKLARI
“Unutamadığım anımız çok. Ama bir dönem Türk Gücü Kupa ve Lig Şampiyonu olduğu dönemde ben hem antrenör, hem de futbolcuydum. O sene yaşadığım heyecanı ve zevki unutmam mümkün değil.”
İSMAİL ARAP’I HİÇ UNUTAMAM
Bu büyük golcünün ağzından, kendi dönemdeki yeni jenerasyon golcülerinden İsmail Arap’ı dinliyoruz:
“İsmail Arap çok önemli bir oyuncuydu ve onu hiç unutamam.
Limasol’da Türk Ocağı ile oynardık. Türk Gücü yenersa şampiyon olurdu.
Maçın son dakikasıydı, İsmail Arap topa ortadan bir burun vurdu top gitti doksana takıldı. O gol yüzünden şampiyonluğu kaybettik. O maçı hiç unutamam. Çok moralimiz bozulmuştu.
Ama sana o zamanki dostluk anlayışını göstermek için bir şey söyleyim. O maçın akşamı Ocak futbolcuları ile birlikte yemeğe gitmiştik.
İsmail Arap cüssesi sağlam, topa vuruşları çok eyi bir oyuncuydu. Her hareketi ile başarılıydı.
Gabiliyetli bir oyuncuydu. Çalışma da oldu mu, başarı gelirdi.
İsmail Arap o dönemde forvette iyi oynayan sayılı kişilerden biriydi.
O dönem her takımda rakibin çekindiği 3-4 tane kaliteli oyuncu vardı. Yani Ocağa gittiğinde Minci var, Ayhan var, İsmail vardı.
‘Belki bunlar bugün başarısız olur da maçı alırık’ düşüncesi vardı herkeste.
İsmail karakter olarak da saygılı ve efendi bir futbolcuydu.
Limasol’da maçlara gittiğimizde bize küfür eden ve disiplinsiz davranan futbolcular olurdu. İsmail’de hiçbir zaman bu yoğudu. Sahanın içinde futboldan başka bir şey düşünmezdi.
GALLİGA’DAN DERS OLACAK NİTELİKTE TARİHİ BİR FOTOĞRAF
1970-71 Sezonu son haftasında Mağusa Türk Gücü İsmail Arap’ın gölüyle şampiyonluğu kaybediyor.
Türk Ocağı oyuncuları her türlü şaibeyi ortadan kaldıracak şekilde oyun ortaya koyarak haklı galibiyetin büyük onurunu yaşarken, Mağusa Türk Gücü oyuncuları son maçta şampiyonluğu kaybetmenin derin üzüntüsü ile adeta sahanın içerisinde yıkılıp kalıyorlar.
“Limasol’da Türk Ocağı ile oynardık. Türk Gücü yenersa şampiyon olurdu.
Maçın son dakikasıydı, İsmail Arap topa ortadan bir burun vurdu top gitti doksana takıldı. O gol yüzünden şampiyonluğu kaybettik. Çok moralimiz bozulmuştu. İsmail Arap çok önemli bir oyuncuydu ve o golü yüzünden onu hiç unutamam” diye anımsıyor Galliga o günü.
Galliga o günü unutamıyor ama, o dönemki futbol kültürünü, takımların birbirlerine olan saygısını, sevgisini, inanılmaz dostluk anlayışı ile yaşanan güzellikleri ortaya koyan bir fotoğraf gösteriyor bize.
Şampiyonluğu kaybeden ve büyük üzüntü yaşayan Mağusa Türk Gücü oyuncuları maç gecesi Limasol’da Türk Ocağı Limasol yöneticileri ve futbolcuları tarafından misafir ediliyor.
İki takım oyuncuları ve yöneticileri, futbolda saha içinde ve dışında esas olanın centilmenlik ve dostluk olduğunu göstermek adına birlikte yeyip, içip eğleniyorlar.
O dönemki futbol kültürünün ulaştığı üst düzey seviyeyi ortaya koyan, tarihi belge niteliğindeki fotoğrafı arşivinde özenle saklıyor Hüseyin Galliga.
Kıbrıs Türk futbolunun altın yıllarındaki anlayış ve vizyonun değerini ortaya koyan,
tüm kulüplerimize ders olacak nitelikte tarihi bir fotoğraf..














